5-6 Yaşındaki Öğrencilerimle Bugün Eylemi Konuştuk

04/06/2013

Merhaba,

Ben psikoloji mezunuyum ve 5 senedir eğitim sektöründe çalışıyorum. Bu seneki işimse, bir kurumda 5-6 yaş grubu ana sınıfı öğretmenliğiydi. Sınıfta bu haftaki konumuz “Dünya’daki farklı ülkeler ve kültürler.” Dünya mutfağından yemeklerle ilgili bir aktivite yapacağımı çocuklara açıklarken, yemek konusundan aklına gelmiş olacak ki öğrencilerimden biri el kaldırdı ve “dün gece bizim evin orada herkes tava ve tencelere vuruyordu, ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu. Aralarından bir başkası “e eylem yapıyorlar bilmiyor musun?” dedi ve birden kendi aralarında mevzuyu konuşmaya başladılar. Çocukların bu mevzuyu bildiklerinden haberim bile yoktu. Onlara bugüne kadar siyasi hiçbir görüş aşılamadım. Devletin uyguladığı baskıdan hiç bahsetmedim. Ama şu an bu mevzudan biz erişkinler olarak ne kadar etkileniyorsak onlar da etkileniyorlar. Dayanamadım, “gelin” dedim “sizinle bu konu hakkında bir circle time yapalım.” (Circle time: hepimizin halı etrafında daire şeklinde oturup ders işlediğimiz zaman.) “Bana ne biliyorsanız, ne düşünüyorsanız anlatın” dedim.

5-6 yaşında bir çocuğu, o halıda 15 dakikadan fazla oturtmanıza imkan yok. Hareketlenir, ilgisi dağılır, konudan sıkılır. Sene boyunca yerinde durmayan tam tamına 19 tane öğrencim bugün o halının etrafında yaklaşık 40 dakika kadar oturdular. Birbirlerinin sözünü kesmeden, el kaldırarak, söz alarak konu hakkında bildiklerini anlattılar. “Hadi artık oyun saatine geçelim” dediğimde bile “hayır daha konuşmak istiyoruz” dediler. Şimdi sizinle bana anlattıklarını paylaşmak istiyorum. İsimleri değiştirerek yazacağım.

Mina: “Taksim’de insanlar ağaçlar kesilmesin istemişler. Ağaçların yanında durmuşlar. Ama polis onlara kızmış. Onlara bomba atmış. Benim annem ve babam da gittiler. Babam eve gaz bombası getirdi. Ben gördüm.” “Baban o gaz bombası kovanıyla ne yapacak?” diye sorduğumda ise “dava açacak” dedi. (Babası avukat)

Dila: “Şimdi savaş varmış. İnsanlar Türk bayraklarıyla yürüyorlar. Tayyip’i istemiyorlar. Ama polis Tayyip’i istiyormuş. O insanlara gaz atmış.”

Ahmet: “Gaz bombasının içinde ne var?” (İnsanlar için zararlı gazlar olduğunu anlattım.) “Bence biber var içinde çünkü çok yakıyormuş. Ben de gittim babam bana yakmasın diye maske taktı.”

Dila: “Bizim eve de gaz geldi. Benim gözüm yandı boğazım acıdı. Annem beni yıkadı sonra da dondurma yedik. Dondurma yiyince geçiyor, gaz gelirse sonra dondurma yiyin.”

Zeynep: “Benim anneme de gaz gelmiş. Annem eve ağlayarak geldi. Gaz gelmiş gözleri kızarmış. Ona sarıldım.”

Mert: “Su da sıkıyorlar ben gördüm. Neden insanlara su sıkıyorlar?” (Cevap veremedim)

Derin: “Ağaçları kesip alışveriş merkezi yapacakmış Tayyip. İnsanlar ondan kızmışlar.”

Ali: “Alışveriş merkezi yapacak çok para kazanacak. Ama çok parası var zaten, ağaçları kesip yapmasın.”

Batu: “Zorlu Center’dan zaten trilyonlar kazanacak. Ondan da kazanmasın artık. Ağaçları kesip para kazanılmaz ki.” (Bu öğrencim beni her zaman şaşırtan bir öğrenci, bu yorumları tabi ki anne ve babasından öğreniyor ama iyi de yapıyorJ )

Ali: “Tayyip ağaçları keserse çok para kazanacak ama ağaçlar oksijen veriyor. Oksijen olmazsa ölürüz. Tayyip de ölür. Neden kendini öldürmek istiyor ki?” (Çocuk aklına hayran kaldığım anlardan birini de burada yaşadım.)

Doruk: “Tayyip herkese ne yapacağını söylüyor. Onu yapma bunu yapma diyor. İnsanlar ondan kızmış.”

Lara: “Ben ne olduğunu bilmiyorum. Annem de gitti ama bilmiyorum” dedi. Ben de “tabi ki de bilmezsin çünkü televizyonlar göstermiyorlar” dedim.

Mert: “Ama Tayyip televizyona çıkmasını biliyor ya?” dedi (ve ben gülmekten kendimi alamadım. Bir senedir bebeğim gibi baktığım çocuklar kocaman insanlar gibi karşımda neler diyorlardı.)

Lale: “İnsanlar yuh diye bağırıyorlar. Tayyip’i istemiyoruz diyorlar. Annem ve babam da istemiyor.”

Derin: “Benim annem Tayyip’i seviyor. Ama babam sevmiyor. Tayyip başbakanmış, başbakan sevilirmiş ama babam anneme kızıyor.”

Pelin: “Benim annem ve babam da seviyorlar ama ona kızıyorlar.”

Dalya: “Ben televizyonda gördüm. Polis insanları korumuyor. Babam polis bizi korur demişti ama korumuyor gaz atıyor neden yapıyor?”(Bu noktada onlara polislerin de çalışan insanlar olduklarını anlattım. “Ben nasıl burada sizin öğretmeninizsem ve benim yöneticim bana ne yapmamız gerektiğini söylüyorsa polislerin de yöneticileri var, Tayyip’in kararlarını uyguluyorlar” dedim.)

Mert: “O zaman Tayyip’i hapse atsınlar. Niye Tayyip hapse atılmıyor?” (Bu noktada da onlara devlet yöneticilerin hapse atılmasının daha karışık bir süreç olduğunu anlatmaya çalıştım. Bunu anlatmakta gerçekten zorlandım çünkü beni kesinlikle anlamayan bakışlarını gördüm. Anlatırken ben de kendimi anlamadım zaten.)

Ahmet: “Ben eyleme gittim. Bir daha gideceğim ve ağaçların tepesine çıkıp polislerin kafasına atlayacağım. O zaman düşerler ve gaz atamazlar.”

Ali: “Tayyip’in poposuna gaz bombası atalım.”

Derin: “Tayyip’e bir şey yapmayalım, annem üzülür. O özür dilesin. Biz bir şey yapmayalım.”

(Bu yorumlardan sonra, onlara geçen haftalarda The Beatles konusunu işlediğimizde nelerden bahsettiğimizi hatırlattım. “Barış için aşk gereklidir” dedim. Eyleme giden insanların polise saldırmadığını, kitaplarla, çiçeklerle eyleme gittiklerini sadece yürüdüklerini anlattım.)

Mert: “Kimse bir şey yapmıyorsa polis neden insanlara saldırıyor? Onlar saldırıyorsa biz de onları dövelim.”

(Onlara bir şey yapmayarak kendimizi anlatabileceğimizi, onlara saldırırsak haksız olacağımızı anlattım. “All we need is love” ve “give peace a chance” şarkılarının sözlerini onlara anlattığımda o sözleri ne kadar çok sevdiklerini hatırlattım.)

Berk: “Benim dadımın ablası Taksim’de oturuyor. Çok korkmuş. Dadım çok üzgün.”

Mert: “Benim ablam 9 yaşında. O televizyonda izledi çok korktu. Ben korkmuyorum. Ama o ağlıyor çok korkuyor.”

Konuşmalardan not alabildiklerim, hatırlayabildiklerim bu kadar. Onlara korkmamalarını, cesur olmalarını, bu eylemin barış için, özgürlük için olduğunu söyledim. Eyleme katılmak için çok küçük olduklarını, anne ve babaları eyleme gittiğinde evde beklemelerini söyledim. Bu kadar bilinçli çocuklar oldukları için, cesur oldukları için, korkmadıkları için onlarla gurur duyduğumu söyledim. Bu bir savaş değil, bu barış için bir eylem dedim. Birbirimize destek olalım dedim. Bunları anlatırken ağlamaya başladım. Mert “neden ağlıyorsun?” diye sordu. “sizlerden çok umutluyum çünkü” dedim. Mert de ağlamaya başladı ama utandı ve yüzünü sakladı. Onlara benimle fikirlerini paylaştıkları için teşekkür ettim, onları çok sevdiğimi söyledim ve oyun saatine geçtik.

Bu yazıyı okuyup da umut dolan tüm dostlar, ben kendimi bu ülkede hep yalnız sanırdım. Görüyorum ki değilmişim. 5 senedir eğitim sektöründe olmama rağmen, ötekileştirmeye ve yalnızlığıma öyle alışmışım ki, bu kadar umut dolu bir nesil yetiştirdiğimin farkında bile değildim. Umudunuzu yitirmeyin dostlar! Bu nesil ne yazık ki, gaz bombasının, eylemin, polis şiddetinin, diktatörlüğün, panzerin ne demek olduğunu öğrenerek büyüyor; ama iyi ki de böyle büyüyor. Bu direnişe şahit oluyor, özgürlüğünün değerini böylece daha iyi anlıyor.

Ben her gün umudumu yitirip, böyle şeyler gördükçe tekrardan umut doluyorum. Ağlıyorum, gülüyorum, uyuyamıyorum, uykuya dalıp sıçrayarak uyanıp telefonumdan sosyal medyayı kontrol ediyorum, kızıyorum, seviniyorum, korkuyorum, cesaretleniyorum, her duyguyu her an iç içe, kendime katarak, kendimden uzaklaşarak, sevdiklerime yakınlaşarak tekrar tekrar uzun döngülerde yaşıyorum. Bunları hepinizin yaşadığını biliyorum. Sizi seviyorum. Barış için, özgürlüğünüz için, bir olmak için direnin dostlar. Yepyeni ve bilinçli bir nesil, bizim bu direnişimizle yaşayacak.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s