Zaman, Türkiye’yi Terk Etme Zamanı

01/05/2013

Bu sabah yatakta ayılmak için Facebook’u kurcalarken, bu ülkede fikirlerine değer verdiğim nadir kadınlardan Gülsin Harman’ın Galata Köprüsü’nün orta kanatları açık halde fotoğrafını koymuş olduğunu gördüm. “1 Mayıs 2013’ün simgesidir bu fotoğraf” yazmış altına. Gözlerim doldu. Bu aralar gözlerim her şeye dolabiliyor evet, ama ülkemin gidişatının bodoslama bir şekilde çarpacağı yeri artık net görebiliyorum. Ülkemin diyorum; ama asla milliyetçi bir insan olmadım. Ülkem diye sahipleniyorum; çünkü ben burada doğdum, burada büyüdüm, burada okudum, çalıştım, buranın insanını aile bildim, arkadaş bildim, ahbâb bildim. Hayatım boyunca kendimi bu ülkeye ait hissetmedim; kendimi hiçbir yere, olguya, eve, işe ait hissetmemem gibi değil bu, aidiyet duygusu oluşturma konusunda biraz noksan olabilirim; ama bir millete ait olabilmiş olmayı hep diledim. Bu dileğimi artık Türkiye’de gerçekleştiremeyeceğimi ne yazık ki görüyorum, ve ben gidiyorum.

Geçen sene biraz sersemlik, biraz da cesaretle bir karar almıştım. Sürekli cinsiyet ayrımcılığı yapan patronumdan usanmış işimi bırakmıştım, istediğim gibi bir iş bulamadığımdan evimi de boşaltmak durumunda kalmıştım; üzerine bir de Fırat’la bir süreliğine ayrılmıştık. Hükümetin gidişatından zaten memnun değildim, hep gitmekten bahsediyordum ve bir anda beni burada tutan hiçbir bağımın kalmadığını fark etmiştim, fırsatı kaçırmak istemedim ve Fransa’da mevzusuyla biraz da olsa alakam olan bir işe başvurdum. Bir senelik bekleyişim ve çabalarım sonucu işe kabul oldum, çalışma iznim çıktı ve vizem de çıkarsa, tam bir buçuk ay sonra gidiyorum.

Bu gitme kararını alma sürecim son 4-5 seneye dayanıyor aslında. Benim yaşamımı yaşanabilir kılan birçok şeyin yavaş yavaş elimden alınmasıyla pekişen bir süreç ve de. Bakın, ben şark kültürünün içine doğmuş, ama garp kültürüne de maruz kalmış bir kadınım Türkiye’de. İnsan olarak kimliğimi savunmadan önce kadın olarak kimliğimi savunmak durumunda kaldım. Alkol tüketen, sigara içen, cinsel bir hayatı olan, çalışan, istediği gibi giyinen, istediği saatte istediği yere gidebilen bir kadın olarak ayakta durmaya çalıştım burada. Kadının özgürlüğünü her mecrada savundum, sağlam bastım ayağımı yere. Elimden geldiğince bunu fotoğraflarıma yansıtmaya çalıştım, kadının bastırılan cinselliğini fotoğraflarımla bile anlatmaya çalıştım. Yeri geldi sokakta sigara içtiğim için halk tarafından, yeri geldi çakırkeyif sabaha karşı eve dönüyorum diye taksiciler tarafından, yeri geldi sadece sarışın olduğum için esnaf tarafından tacize ve hakarete uğradım. İnternete koyduğum fotoğraflar yüzünden aldığım tekliflerden bahsetmeye bile gerek yok. Bu ülkede, bu bakış açısı hep vardı, bu insanlar bir anda türemediler. Sadece sessiz kalıyorlardı, artık seslerini duyurabilecekleri bir düzen var. Tepeden inme bir Cumhuriyet; insanı kul, kadını mal, demokrasiyi de serbest şiddet uygulama hakkı olarak gören bu toplumu tabi ki de medenileştiremeyecekti. Ben de bu düzene ayak uydurmak yerine, bu düzenden korkuyla ve nefretle kaçmak durumundayım.

Ülkeme, ülkemin insanına, ülkemin sistemine bu kadar sinirlenmeden gidebiliyor olmayı dilerdim. Sadece bir macera için gidebiliyor olmayı ya da. Ülkemde kendimi azınlık olarak hissetmemeyi dilerdim. Sevdiğim herkesi barındıran bu ülkeden bu kadar nefretle kaçmıyor olmayı dilerdim. Ne kötü bir şanssızlık ki bu, burada doğdum, değişen bu sisteme adapte olamadım ve gitmek zorunda kalıyorum. Çevremde hayata benimle aynı şekilde bakan herkesten aynı cümleyi duyuyorum “iyi yapıyorsun Dilara, ben de yurt dışında iş veya master kovalıyorum.” Bizi kaçmak zorunda bırakıyorlar ve bu duruma duyduğum öfkeyi kelimelerle anlatamıyorum bile. Bakın ben siyasetten anlamam, bu ülkenin en iyi nasıl yönetileceğini bilemem; ama görmesi çok kolay, Osmanlı’da “çok yaşa padişahım”, Cumhuriyet döneminde “çok yaşa Atatürk” ve şimdi de ne olarak adlandırabileceğimi bilemediğim bu dönemde “çok yaşa Tayyip”. Biz hep “çok yaşa”masını istediğimiz bir ilahın peşinde sürüklenecek, Fırat’ın da hep dediği gibi, biat toplumuyuz. Ya çoğunluk gibi biat edeceksin, ya karşı gelip ezilecek, işkence görecek, tutuklanacak veya en iyi ihtimalle ayrımcılığa uğrayacaksın, ya da gideceksin.

16 senelik dostum Filiz, şu an Londra’da yaşıyor. “Git Dilara, tabi git; ama Avrupa’da göçmen olmak da kolay değil” diyor. Düşünüyorum da, kendi ülkemde azınlık olarak hissetmekle, Fransa’da azınlık olmak arasında pek bir fark olmayacak. En azından Fransa’da göçmen olarak sahip olacağım haklar, Türkiye’de vatandaş olarak sahip olacağım haklardan çok daha iyi olacaklar. Sırf insan hakları, çalışma kanunları, kadın hakları, hadi bu hakları geçtim; medeniyet, sokağa çıktığımda bastığım kaldırım, bindiğim metro, soluyacağım hava, yiyeceğim yemeğin denetlenmesi gibi ayrıcalıkların bile daha iyi olacağını bildiğim için, ülkemi terk etmek zorunda kalmasaydım keşke. Ya da keşke bağ kurduğum herkesi oraya götürebilseydim.

Zor koşullar altında çalışacağım yeni işimi düşünüyorum da, tatillerimi konuşurken yöneticimin bana “1 Mayıs’ta kesinlikle çalışmıyoruz, Fransa’da 1 Mayıs’ta çalışmak kanuna aykırı” demesi geliyor aklıma bugün. Sonra bana “Paris’te bir hayat kurmak istediğine emin misin?” diye sormuştu, ben de gözümü kırpmadan “Türkiye’de bir hayat kurmak istemediğime eminim” cevabını vermiştim. Bana bu cevabı verdiren, beni sevdiklerimi geride bırakarak kaçmak durumunda bırakan bu sisteme sayfalarca nefret kussam yine de hırsımı alamam.

Büyük kararları sırtıma yükleyip, bazen altında kaldığım da olmuştur. Belki başaramam, belki bir aksilik çıkar gidemem, ya da dönmek durumunda kalırım bilemiyorum. Ama hayatım boyunca istediğim, arzuladığım her şeyi başardım. Bunu da başarmak için elimden geleni yapacağım. Özellikle internet ortamında, benim gibi düşünen, benim gibi buradan kurtulmak isteyen başka insanlar da olduğunu biliyorum. O nedenle sizinle şu siteyi ve şu siteyi paylaşacağım.

Türkçe bilen, işinde uzman insanların yurtdışında iş bulabileceği bu siteden, belki size de bir kaçış bileti çıkar. Artık farkındayız çünkü; tek bir hayatımız var, bunu en iyi koşullarda yaşamak, sadece bizim elimizde.

Sevgiler

Dilara

Advertisements

2 thoughts on “Zaman, Türkiye’yi Terk Etme Zamanı

  1. t24’teki yazilarinizi bir suredir severek takip ediyordum, buraya blog’unuza kadar, cok daha fazla sey ogrenmek adina geldim. daha blogunuzu coook incelemem gerek, ama bu yaziniz beni cok fena vurdu, bir iki kelime sacmalamadan duramadim 🙂 kaleminizin gercekten cok guclu, benim kendi kendime ifade edemedigim ama ustune kararlar alip yaptigim seyleri, nasil da guzel ifade etmis dedirttiniz. nacizane paylasmak istedim, sevgiler…

    Liked by 1 person

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s