Lice’ye kör gözlere açık mektup

08/06/2014

Pardon, Türkiye’nin batısında yürütmekte olduğunuza inandığınız Gezi Direnişinizin ortasına düşüp, gündem dağıtacağım biraz. Affedersiniz. Siz sevmezsiniz böyle aykırı ve sizden olmayanların gündemi meşgul etmesini ama Türkiye’nin doğusunda insanlar tüfeklerle taranırken sessiz kalamadım. Kusuruma bakmayın.

Medeni Yıldırım’ı hatırlarsınız. 90 yıldır Doğu’da katledilen Kürtlerden bir tanesiydi hani. Şansa (!) bakın ki Gezi dönemine denk gelmişti ölümü, bu sayede adını öğrenebilmiştiniz. Daha 18 yaşındaydı. Lice’de kalekol inşaatına karşı direnenlerden biriydi. Penguen medya ve Muz Cumhuriyeti iktidarı, terörist olduğunu ve askerin havaya açtığı ateş sonucu öldüğünü söylemişti hani. Hah, işte o çocukcağız.

Vah vah, nasıl oldu da uçarken vurulabilen canlılar sınıfında yer alabilmişti? PKK beynini yıkamıştı herhalde. PKK küçük çocukları dağa kaçırmakla meşhurdu ya.. Hem zaten neyineydi onun direnmek? Hem de TSK’ye, koskoca vatana karşı direniyordu. Size göre TSK’ye direnmek, hükümete direnmekle aynı değil, vatana direnmekti ya, o hesap işte. Askere karşı duran bir vatan haini! Mehmetçiklerin tetiğe basan parmakları suçsuzdu size göre. Gezi direnişçileri ile bir anıldığında adı, öfkeden kuduruyordunuz. Medeni sizden değildi, olamazdı da.

Dün gece Lice’de yine sizden olmayanlar askerin açtığı ateş sonucu katledildiler. Asker saldırmadan önce “sizi imha edeceğiz” anonsu yaptı. Canlı bir insandan değil de, öylesine cansız bir nesneden bahsediyormuşçasına. Rakamdan ibaret ölümlerinde, rakam bile belli değil hâlâ. Çünkü alana basın sokulmuyor. Kimisi bir diyor, kimisi dört. Cesetler isimsiz, cesetlerin nerede olduğu bile belli değil. Bilinmez çünkü oralarda, asker “leş” der o cesetlere ve yine oranın halkına kalır cenazelerini aramak, bulmak ve gömmek. O da şansları varsa.

Siz, güzel kardeşlerim, hani Gezi’de “faşizme karşı omuz omuza” diyerek beraber direndiğimiz kardeşlerim, kalekol nedir bilir misiniz? Gezi’den sonra önünden geçmeye korktuğunuz karakolların OHAL bölgesi versiyonudur kalekol. TSK’ye bağlıdır. Sınır bölgeleri korumak adına yapıldığı iddia edilen, ancak sınır bölgelerde yaşayan Türkiye vatandaşlarını katletmekte “sınır tanımayan” askerlerin koşullandıkları binalardır.

28 Eylül 2009, 12 yaşındaki Ceylan Önkol Lice’nin Şenlik köyünde hayvan otlatırken kalekoldan ateşlenen havan mermisiyle katledildi. Annesi, kızının cesedinin parçalarını eteğinde taşıdı. Ceylan’ı kim öldürdü? Siz bilmezden gelebilirsiniz, kanıt yok dersiniz; ama öldüren kişi, o havanı kalekoldan ateşleyen bir askerdi. Aslında tam olarak kimin katlettiğinin ne önemi var? Ceylan’ı öldüren bizdik güzel kardeşlerim. Batı’nın elitist, üsten bakmacı, ötekileştiren ve tüm bunları vatanseverlik kisvesinde gizleyen vatandaşları olarak bizdik.

Lice sadece 15 gündür direniyor sanıyorsanız yanılıyorsunuz. 22 Ekim 1993, Lice Katliamı. Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikasta kurban gittiği için, TSK Lice’de 16 kişiyi öldürüldü; insanların evleri, işyerleri yakıldı. Yüzlerce insan göçe zorlandı. Ah ama doğru, siz ona tehcir diyordunuz, unutmuşum. Lice’de olanları da PKK eylemini, TSK müdahalesiyle yatıştırma olarak görüyordunuz. O gün katledilen herkes PKK’liydi sizin gözünüzde. Teröristti. Kerem Cantürk’e anlatın bir de siz terörist olmayı. 1993’te üç çocuğunu mezara gömen, katliam günü 5 yaşındaki kızının havan mermisiyle patlatılmış beynini, kafatasına kendi elleriyle yerleştirmek zorunda kalan Kerem Cantürk’e.

Lice halkının hafızası katliamlarla dolu. Bu nedenle de Lice halkı, PKK sempatizanı/militanı olsun ya da olmasın, kalekol istemiyor. Kalekol demek, sebepsiz yere katledilen insanlar demek. Kalekol demek, sebepsiz yere gözaltına alınan insanlar demek. Gözaltına alınıp, işkence gören, tecavüz edilen ve işkenceyle öldürülen insanlar demek. Kayıp cenazeler demek.

Siz ağaçlar için direndiniz, kürtaj hakkı için, alkol alabilmek için, demokratik haklarınızın ihlal edilmemesi için direndiniz. Lice halkı da bir vatandaşın elinde olması gereken birincil ve en gerekli hak için, can güvenliği için direniyor.

Lice, Ceylanpınar, Kızıltepe, Dersim ve Doğu’nun daha nice ili, ilçesi değil 15 gündür, 90 yıldır direniyor. Anlayacağınız dilden söylemek gerekirse, direnmek Doğu halkının fıtratında var! 90 yıldır iktidarda kim olursa olsun, gerek tarih kitaplarıyla, eğitim sistemiyle, gerek de ana akım medya aracılığıyla sizi Doğu’ya düşman ederken, Doğu’yu az gelişmişlik ve ezilmişlik cehenneminde bıraktı.  Son bir yıldır Batı’da yaşanan zulmün kaç bin katı yaşandı Doğu’da.

Siz güzel kardeşlerim, son bir yıldır direndiğinizi iddia ediyorsunuz. Özgürlükçü ve eşitlikçi, demokratik bir sistem için direndiğinizi söylüyorsunuz. Peki, bu iktidar, bu ana akım medya sizi de terörist ilan etmedi mi? Vatan haini demediler mi sizi de? Yükselen “Yeni Türkiye”yi sabote etmekle itham edilmediniz mi? Gezi’de direnişe katıldığınız için dış mihraklardan para almamış olduğunuzu kanıtlamak zorunda kalmadınız mı? Polis kafanıza gaz fişeği sıkmadı mı, karşısında düşman varmışçasına? Hem plastik, hem de gerçek mermiler sıkılmadı mı? Yaralanan, gözaltına alınan, işkence gören, gözünü kaybeden ve ölen onca insan için terörist demediler mi? Vatan hainlerini “imha ediyoruz” demediler mi? Ölümler olağanlaşmadı mı?

Son bir yıldır yaşanan zulmün kat be kat fazlasını 90 yıldır yaşadığınızı düşünün. Hem de coğrafi, ekonomik ve hayat şartları olarak çok daha sefil bir ortamda. O zaman da sorar mıydınız acaba, neden dağa çıkıyoruz diye? Neden silahlıyoruz diye?

Kimse paşa gönlünün keyfine dağa çıkmıyor. Kimse de kimseyi dağa kaçırmıyor. Ancak 1916’dan beri devletin paşa gönlünün keyfine, ülkenin tüm genç erkekleri TSK tarafından kaçırılıyor. Adına da zorunlu askerlik deniyor. Bu zorunlu askerlikle de vatanın bölünmesi tehdidi ve korkusuyla, ülkedeki insanlar birbirine düşman ediliyor. Adına da terörle mücadele deniyor. Aynen bugün Batı’da “vatan haini Geziciler”le polisin verdiği mücadele gibi.

Ve ben, aradaki bu basit benzerliği anlatmaya çalıştığım için Kürtçü, Türk düşmanı, vatan haini ve hatta terörist sempatizanı ilan ediliyorum. Siz beni istediğiniz sınıfa sokabilirsiniz kardeşlerim, benim gözümde ezilen herkes aynı sınıfta; ezilenin yanında durmayan, ezene yandaşlık eden de zalimin sınıfında. Kazım Koyuncu’nun da dediği gibi “birbirimizi anlamamız için aynı dili konuşmamıza gerek yok; ezildikten sonra hepimiz aynı şarabız.”

(Bu yazı aynı zamanda Radikal Blog‘da yayınlanmıştır.)

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s