Türkiye Padişahı ve biat ahalisi

26/02/2014

Türkiye gündemi “17 Aralık Yolsuzluk Operasyonu”ndan beri gerek çeşitli belge iddialarıyla, gerekse de farklı tape’ler ile çalkanıyor. Bu süreç zarfında herkesin kendine biçtiği bir rol var tabi ki, kimse de bu rolden ödün vermiyor. AKP mensupları tüm süreci yalanlıyor, destekçileri bu yalanlamaya baş sallıyor, hatta süreci kınıyor, Cemaat kirli çamaşırları dökmeye ve saldırmaya devam ediyor, AKP’li olmayan kesimin bir kısmı Cemaat’in yanında, bir kısmı tuttuğu partinin saffında, bir kısmı tarafsızca sadece karşıtlığını dile getirirken, bir kısmı da sessizce olan biteni izliyor.

AKP karşıtı olanların akıllarında ise mühim bir soru var: bunca AKP yandaşı, yayınlanan tüm yolsuzluk iddiaları karşısında nasıl oluyor da hala AKP’yi savunabiliyor?

Psikolojide bir rahatsızlık olarak tanımlanmasa da “Tanrı Kompleksi” diye bir terim vardır. Kişinin benlik algısını yıkılamaz görmesi, kendini imtiyazlı görmesi, hatalarını kabul etmemesi, kararlarının sorgulanmadan kabul edilmesini beklemesi durumudur. Siyaset tarihinde, kendini güç sarhoşluğunda kaybetmiş birçok politikacıda da bu komplekse rastlamak mümkündür.

Türkiye’de bu durum biraz daha farklı işliyor tabi. AKP’nin üzerine kuvvetle basarak yaptığı Osmanlı propagandasına bakalım. “Biz Osmanlı’nın torunlarıyız!” Doğru, öyleyiz. Bizim geniş topraklarımız, bolca ganimetimiz vardı. Bir zamanlar Dünya’ya hükmederdik! Başımızdaki Padişah’ın fermanına göre sosyal yaşantımız şekillenir, onun kararlarını sorgulamaz, ona itaat ederdik. Pastadan büyük payı onun alıyor olması bizim için bir sorun teşkil edemezdi; çünkü o bizi koruyordu, bize toprak ve gönlümüzü eğleyecek kadar hak bahşediyordu. Ayrıca ondan feci şekilde korkuyorduk. Padişah sorgulanır mıydı hiç? Ona karşı çıkmak çılgınlıktı!

Bu topraklardan saltanat kalkalı neredeyse 92 sene olacak. Tekrardan saltanat ile yönetilmesi ise, politik, ekonomik, coğrafi ve daha birçok sebepten ötürü imkânsız tabi ki. Fakat bu topraklarda artık saltanat olmaması, Padişah algısında olan birinin lider olamayacağı anlamına mı gelir? Hele ki karşısında 623 yıl boyunca saltanat ile yönetilmiş, hem de çoğunluğunun İslam inancıyla birleştiği bir toplum varsa. İslam toplumlarında hükümdarlar halktan bir bağlılık sözü alırlar. Bu sayede dinsel yargı gücüne sahip olan meşru yetkili olurlar. Buna da biat denir. Yüzlerce sene bir Padişah’a biat etmiş toplumun, yönetilme algısı 92 senede tümden değişebilir mi? Tabi ki de hayır!

Mesela 1999 Marmara depremi sonrası getirilen deprem vergileri ile 40 milyar TL’lik vergi toplandığı açıklandı. 2011’de Van depremi olduğunda “hani nerede o vergiler, devlet yardım eli uzatmayacak mı?” diye sorduk “onlarla yol yaptık” cevabını aldık. Döndük AKP destekçilerine “elma ile armut toplanır mı, yol vergisi ile deprem vergisi bir midir?” diye sorduk “hükümet doğrusunu bilir, bak o parayla yol yapmışlar, ülkemizi kalkındırmışlar” cevabını aldık. Çok değil 20 gün önce Van’da 3 yaşındaki bir çocuk, yollar kardan dolayı kapalı olduğundan ve yetkililer gelmediğinden ötürü yüksek ateşten hayatını kaybetti.  Babası cesedini çuval ile mezraya götürmek durumunda kaldı. “Nerede hizmet?” diye sorduk, “sağlık reformu geldi ya, artık hastanelerde kuyruk beklemiyoruz, ilaç sırasına girmiyoruz” cevabını aldık. “Basın özgürlüğü yok” dedik, “basın özgürlüğü olmasa gazeteler Başbakan’a diktatör diyebilirler mi?” cevabını aldık.  “Demokrasi, insan hakları, kamusal hizmet, eşit sosyal yaşam standartları” dedik, “havaalanı, Marmaray, üçüncü köprü, Metrobüs” cevaplarını aldık. “Hükümetin yolsuzluk yaptığı iddiaları var” dedik, “onlar şantaj, onlar montaj” cevabını aldık. “O paralar senin vergilerin, senin cebinden çıkan paraları kendileri için harcamışlar” dedik, “suçluluğu kanıtlanmadan suçlu sayılmaz” cevabını aldık. “Suçluluğu nasıl kanıtlansın, 17 Aralık’tan beri değişmeyen bakan, savcı, yasa kaldı mı ki?” diye sorduk, “o paralar hayır içindir, imam hatip içindir, fakirlere yardım içindir” cevabını aldık.

Sorularımız bitmez. Cevaplardaki istikrar da öyle. Ben burada hükümetin finansal veya statüsel desteğiyle bir yerlerde olanlardan değil, hükümetten hiçbir çıkarı olmamasına rağmen hükümeti savunanlardan bahsediyorum. Sorgusuz, sualsiz, Allah’a, Peygamber’e, Padişah’a inanır gibi, hükümet liderine inanlardan bahsediyorum.

Kaç tane “yetmez ama evet”çi tanıdım, ilk söyledikleri cümle “Başbakan muhteşem bir lider” olan. Kaç tane AKP destekçisi tanıdım “Başbakanımız haram para yemez” diyen. Kaç tane AKP destekçisi olmamasına rağmen Başbakan hayranı tanıdım, “Başbakanımız öyle yapıyorsa, bir bildiği vardır” diyen. Hükümetten inancını kesse de, Başbakan’a inancını yitirmeyen.

AKP hükümeti bu toplumu çok iyi tanıyor. Bu toplumun alışık olduğu yönetilme biçimini çok iyi biliyor. Hükümetin başında, halkın dilini kullanan, bol Osmanlı terimleriyle sokak dilini harmanlayan, asla ve asla sözünden dönmeyen, dediğim dedik, yaptığım yaptık bir Başbakan var. Ben diye başlayan cümleleri, biz ile biter. “Sağlam irade”si “milli irade”yi temsil eder. Gücünü ona koşulsuz inanan biat ahalisinden alır, Padişah sanrısı kuvvetlenir, sanrısı kuvvetlendikçe de bir lider tarafından öncülük edilme ihtiyacındaki ahali, bu ihtiyacıyla tatmin olur. Bu döngü de böyle sürer gider.

İnanmak bir nevi ihtiyaç gibidir. Yaslarsın sırtını, güvende hissedersin. Zamanla kemikleşir bu dayanağın. Sırtını da çevirmişsindir zaten, arkanda olup bitene pek de bakmak istemezsin. Üşenirsin, korkarsın, cesaret edemezsin. Sorgulamak ayıptır, “günah”tır. Sorgulamaya başladığında, çevrende senin gibi aynı inanca sırtını dayamış olanlar tarafından yargılanacak olmanın tedirginliğini yaşamak istemezsin.  İnanç huzurludur, kördür ama yarattığı koşullar konforludur.

İşte bu nedenle, AKP destekçilerini inançlarından döndürmek zor. İşte bu nedenle, onlara savurduğunuz her hakaret onları inançlarına daha çok bağlıyor. İşte bu nedenle AKP hakkında yaptığımız her eleştiriyi, inançlarına yapılmış bir saldırı olarak algılayıp savunmaya geçiyorlar. İşte bu nedenle, sarsılan “sağlam irade” onlar için ihanet edilen “milli irade”.

Bırakalım onlar milli iradeleriyle, sağlam iradeyi savunmaya devam etsinler. Bizim derdimiz onlar ile olmasın, bu kutuplaşmaya destekte bulunmayalım. Bildiğimiz gerçekleri söylemeye, yaymaya, her mecrada ve fırsatta dile getirmeye devam edelim. Bizim koşulsuz inandığımız bir liderimiz olmasın, koşulsuz inandığımız gerçeklerimiz olsun. Bu gerçekleri savunan herkes bizden olsun. Halk irademiz olsun. Halk yılmadan, usanmadan, inatla gerçekleri göstermeye ve savunmaya devam ettikçe, kim bilir, belki gün gelir, devran döner.

*Fotoğraf, Economist dergisinin 8 Haziran 2013 tarihli kapak fotoğrafıdır.

(Bu yazı aynı zamanda Radikal Blog‘da yayınlanmıştır.)

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s