Eylül’ü öldüren normları siz yarattınız

1992 doğumlu Eylül Cansın, 4 Ocak günü 24 yıllık yaşam mücadelesini sonlandırdı.

24 yaşındaki beni hatırlamaya çalışıyorum. Üniversiteden yeni mezun olmuş, iş hayatında debeleniyordum. Hayattan ne istediğim konusunda pek de bir fikrim yoktu. Geçim derdi önceliğimdi ve İstanbul’daki iş hayatı tam bir kurtlar sofrasıydı. Doğru kişileri tanımak, doğru hamlelerle hareket etmek gerekiyordu. Toplumda saygınlık kazandıran pozisyonlar için kurnazlıkla mücadele etmek gerekiyordu. Master yapmamış olduğum için ya da insanlık dışı çalışma saatlerini reddetmemden tutun da, yaşımdan küçük gösterdiğim ya da yeterince hırslı görünmediğim için bile kabul olmadığım işler oldu.

Türkiye’de sebebini henüz çözemediğim tuhaf bir orta sınıf kültürü var, ekonomik sıkıntılarından ve iş hayatlarındaki başarısızlıklarından bahsetmeye utanıyor insanlar. Türkiye’de eğitimli orta sınıfın bile iş bulmakta zorlandığı, bulduğu işte ise sömürülerek çalıştırıldığı bir sistem var; ama bu sistemde mücadele etmekte zorlandığını dile getirmek ayıp resmen! Bireyler, onları bu sıkıntıların içine iten sisteme saldırmak yerine, bu sisteme uyum sağlamak için her şeyi yapıyorlar.

Peki ya uyum sağlayamayanlar ne yapıyor?

“Ben 1992 doğumluyum. Şu an 24 yaşımda olmam lazım ve 24 yaşımı sonlandırıyorum. Herkesi öpüyorum. Yapamadım, yapamadım çünkü insanlar bana izin vermedi. Çalışamadım, bir şeyler yapmak istedim, yapamadım… Anladınız mı? Bana çok engel oldular, beni çok mağdur ettiler. Herkesi Allah ile baş başa bırakıyorum ve şu an Boğaz Köprüsü’ne doğru gidiyorum. Hepinizi öpüyorum, Allah’a emanet olun.”

Bu sözler Eylül Cansın’ın, Mehtap Zengin adıyla kullandığı Facebook hesabında paylaştığı veda videosundan. Bu videodan sonra intihar etti Eylül. 4 Ocak gecesi İstanbul’da Boğaziçi Köprüsü’nden aşağı saldığı bedeni, 5 Ocak günü Feriköy Mezarlığı’nda toprağa verildi.

“Yapamadım çünkü insanlar bana izin vermedi. Çalışamadım, bir şeyler yapmak istedim, yapamadım…” Aklımda sürekli bu kısım yankılanıyor.

24 yaşındaki Eylül’ün, 24 yaşındaki Dilara’dan ne farkı vardı ki? İkimiz de insandık, ikimiz de genç, ikimiz de kadın. İkimiz de duygusal, ikimiz de geçimimizi sağlamak için mücadele etmek isteyen ama nasıl mücadele etmesi gerektiğini bilemeyen kadınlardık. İkimizin de yapamayacağımızı düşündüğümüz zamanlar oldu. İkimiz de gece saat 2’de alkollü bir şekilde taksiye binecek cesarete sahiptik. Ama aramızdan sadece biri o taksiden indi ve yaşamını sonlandırdı. Neden ben hâlâ yaşıyorum ve Eylül öldü? Çünkü ben “gerçek” bir kadın olmanın ayrıcalığını yaşarken, Eylül “trans” bir kadın olmanın ayrımcılığını yaşıyordu.

Bir insanın kadın olmayı arzulaması, kadın hissetmesi onu yeterince “gerçek” bir kadın yapmaya yetmiyor mu? Eylül ile benim aramda hiçbir fark olmaması gerekirken, Eylül intihar edecek kadar dışlanabiliyor hayattan. Hatta kendi “camiasından” bile! Arkadaşları yazmışlar, Eylül Bağdat Caddesi’nde çalışmak istemiş; ancak “trans çeteler” tarafından şiddete uğramış.

Farklılıklar, farklılıklar… Ben “gerçek” bir kadın olduğum için Eylül’den farklıyım ve seks işçiliği dışında da geçim kaynağı bulabiliyorum. “Trans mafyası” çeteleşerek güçlendiği için Eylül’den farklı ve Eylül’ü dışlayacak statüye ulaşabiliyorlar.

Parmakları “yesinler birbirlerini” diye farklı olanlara uzatırken, o mafya neden oluştu acaba diye soran var mı? Transseksüel bir birey, seks işçiliği dışında kaç tane işte çalışabilir? Canları istiyor diye mi bedenlerini satıyor bu insanlar? Seksi çok sevdikleri için mi her gece öldürülme tehdidi altında seks işçiliği yapıyorlar? Zorunlu olarak girdikleri bu “sektör”de var olma çabasında hepsi. Çeteleşmeden kendi canlarına nasıl sahip çıkabilirler? Bir caddede kaç tane transseksüel seks işçisi var olabilir? Bu “sektör”de var olabilmek için de güçsüz olanı eziyor, diş gösteriyor, kendi alanları için mücadele ediyorlar. Bu onları haklı kılar mı? Tabii ki hayır! Gücü, statüyü kollayan, sivriliği ve farklılığı dışlayan bu sisteme bu sisteme adapte olmuşlar sadece. Hem de sürekli dışlandıklarını, ait olamadıklarını sandıkları bu sisteme! Bu düzen, farklı olanın varlığını sürdürebilmesi için ayak uydurması gerektiğini dikte eder hep, onlar da ayak uydurmuşlar işte.

Sistem, düzen diye bahsettiğim ne biliyor musunuz? Sizsiniz! Toplumu oluşturan sizler ve yarattığınız normlar! Rekabeti yaratan da sizlersiniz, rekabet edemeyenleri dışlayan da. Farklı bir ırka mensup olduğu için ayrımcılığa uğrayan, bu nedenle direnen insanları terörist ilan eden de sizlersiniz, erkek bedeni içine kadın doğanları ucube olarak tanımlayan da. Kadının tek amacını üremek olarak gördüğünüzden kadınları eve hapseden de sizlersiniz, yeterince para kazanamadığı için kendini “eksik” hisseden erkekleri depresyona iten de. Genelevde bedenini kullanarak para kazanan kadını kabullenmeyen; ama bedenini kullanarak statü kazanan kadınlara “zengin ve güçlü” olduğu için saygı gösteren de sizlersiniz. Şov dünyasındaki ünlü transseksüellere gösterdiğiniz yapmacık saygıyı, hiçbir işe kabul olmadığı için otoban kenarında çalışmak zorunda kalanlara göstermeyen de sizlersiniz. Kestiğiniz kırmızı kurdelelere bağlı yüzüklerinizi takarak, toplum karşısında meşru olabilmek adına aşkınızı devlete onaylatarak, onaylatmamayı tercih edenleri “marjinal” olarak tanımlayan da sizlersiniz. Taksitle ödediğiniz koltuk takımlarınız ve porselen tabaklarınızla kendiniz gibi olanlara verdiğiniz yemek davetlerinde, farklı olanların dedikodusunu masanıza meze eden de sizlersiniz. Evliliğinizi kurtarmak ya da kadına meşgale olsun diye üreyen ve ürettiğiniz bebeklere bir proje gibi davranarak yarışa sokan ve kendi yarattığınız normlar içerisinde hayatını rezil eden de sizlersiniz.

Farklılığa zerre tahammülünüz olmadığı için bu tek tip düzenin içerisinde farklı ve farklı olduğu için mutlu olan çocuklar yetiştirmekten o kadar çok korkuyorsunuz ki! Kendinize benzeyen ve dışlanmaması için sivri her köşesini yonttuğunuz çocuklarınız Eylül’ün ve daha nicesinin ölümüne sebep oluyorlar işte böyle.

Eylül bu düzene inat yaşamaya devam edebilirdi, bunu yapmadı; ama en azından topluma uygun yaşamayı tercih etmedi. Sizin gibi olmayı tercih etmediği için kendini öldürdü. Bunun ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiği ve ne kadar güçlü bir direniş olduğu umarım anlaşılır bir gün.

(Bu yazı aynı zamanda T24 ve Sendika.org‘da yayınlanmıştır.)

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s