Sanal şiddet

05/06/2016

Hayatımızın bir uzantısı hâline gelmiş olan internette kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?  Sosyal medya üzerinden kurulan diyaloglara, ilişkilere, iletişim alışverişine ne kadar dâhilsiniz?

Sosyal medyadan kendini uzak tutmaya çalışan, bu iletişim kanalını gerçek bulmayan çok fazla insan olduğunu biliyorum. Ancak bir yandan da benim gibi bu alanı aktif bir şekilde kullanan insanlar var. Bağımsız ve tarafsız bilgiye erişim, alternatif mecralara erişim ve sanal olmayan hayatlarımızda kesişmeyeceğimiz insanlarla iletişim için oldukça etkin bir dünya. Her platformun kendine mahsus kuralları var, hepsini farklı amaçlarla kullanan insanlar var. Ve evet, her ne kadar bu kullanıcılar gerçeklikten uzak gelseler de, her kullanıcı hesabının arkasında (botları saymazsak) gerçek insanlar var. Bir ekranın arkasında tuşlara basan ve fikir beyan eden, paylaşım yapan kanlı canlı insanlar.

Türkiye’de aktif olarak kullanılmakta olan iki ana platformdan bahsedeceğim: Twitter ve Facebook.  İkisinin de oldukça aktif bir kullanıcısı olduğumu söyleyebilirim. Twitter’ın Gezi Direnişinde oynamış olduğu rolü kesinlikle küçümseyemeyiz. 2013 Haziran’ından beri de Twitter birçok kullanıcı için haber kaynağı, örgütlenme alanı ve politik tartışmaların yürütüldüğü bir platforma dönüştü. Bizim gibi feminist aktivistler için de, kadın gündemini ana akım medyaya taşıyabileceğimiz bir alan olarak görülüyor artık. Örneğin Özgecan Aslan cinayetinin ülke gündeminde yer almasını sağlayan Twitter’daki kadınlardı. Cinayet haberini 3. sütundan veren gazeteler, Özgecan Twitter’da gündem olunca haberi manşete taşıdılar. Milyonlarca kadın #sendeanlat etiketi ile yaşadıkları taciz hikâyelerini anlatınca, birden ülke gündemi “kadın cinayetleri ile ilk defa tanışıp şaşırangiller” ile doluverdi. Haliyle sosyal medyanın gündem oluşturmak, gündeme müdahil olmak ve feministler olarak haklarımızı savunmak için ne kadar etkili bir mecra olduğunu unutmamak gerekiyor.

Her ne kadar birçok kişi sosyal medyanın “çevrimiçi” alan olduğunu ve bu nedenle gerçek olmadığını savunsa da, internet en az “çevrimdışı” alan kadar gerçek ve oldukça kamusal bir alan. Cinsiyetçilik, homofobi, ırkçılık, faşizm, tahakküm, taciz ve şiddet herhangi bir kamusal alanda ne kadar gerçekleşebiliyorsa, internette de o kadar gerçekleşebiliyor, hatta çok daha şiddetli boyutta. Bu platformlar, sanal gerçekliğin görünmezliğine inanan bireyler tarafından, gerçek gördükleri hayatta davranamayacakları kadar özgür ve kontrolsüz davranmaya müsait alanlar olarak görülebiliyor. Haliyle cinsiyetçi ve eril erkekler tarafından, kadınları taciz edebilecekleri bir alan olarak kullanılmaya başlanıyor.

Zaten sosyal medyada genel olarak bir kadın olarak var olduğunuz zaman, belli bir erkek kitlesi tarafından direkt “tacize açık” olarak konumlandırılıyorsunuz. Bir erkek sokakta gördüğü bir kadına nasıl laf atıyorsa, aynısını sosyal medya üzerinden de yapabiliyor. Bunun dışında penislerinin fotoğraflarını atanlar, para teklif ederek mesaj attığı kadını seks için kiralamak isteyenler var. Kendisine bu tarz mesajlar atılmamış bir kadın tanımıyorum.

Sanal tacizin ciddiye alınmaması ise çok yaygın bir durum. Çünkü tacize uğrayan kadın için “mesaj kutusunu kapatsaymış”, “o kişiyi bloklasaymış”, “cevap vermeyip, yok saysaymış” gibi zekice çözümler üretiliyor. En sevdiğim de: “ay ama adam şansını denemiş yahu ne var bunda, gül geç işte. ”Pardon da, biz sırf bir Facebook hesabına sahip olduğumuz için herhangi bir erkeğin erekte penisini görmek zorunda mıyız? Bu mu şans denemek? Cinsel taciz ne zaman şansını denemek oldu?

İnternette sadece bir kadın olarak var olmak bile bunlara yol açıyor, şimdi bir de feminist aktivist bir kadın olarak yer aldığınızı düşünün. İnternet, kadın düşmanı erkekler için kamusal alanda kadınların sesini bastırabilecekleri bir alan daha sadece. Fikrini beğenmedi mi? Hop ilk başta dış görünüşünden vuruyor. Evet; çünkü fikirler ile dış görünü doğru orantılı. Bunu nasıl fark edemedik? Tecavüze karşı ses mi çıkardın? Hop “sen o kadar çirkinsin ki sana kimse tecavüz etmez, neden dert ediniyorsun ki?” diye soruyor. Evet; çünkü erkekler kadınlara sadece güzel oldukları için tecavüz ediyorlar. Biz çirkin olduğumuza göre kotardık, bize ne gerçekten?

Sadece kendim üzerinden konuşayım, şu güne kadar internette yüzlerce defa bana “or.spu” ve “or.spu çocuğu” dendi, yüzlerce defa “a.ıma kondu”, “anam s.kildi.” Yeterince iyi s.kilmediğim için, bu şahane hizmeti bana sunarak beni “sakinleştirmek” isteyenler oldu. Bana nasıl, nerede ve ne kadar şiddetle cinsel şiddet uygulamak istediklerini anlatanlar oldu. Bazen kendi penisleri ile bazen başka bir alet ile. Beni örgütlere satmak ve seks kölesi yapmak istediklerini dile getirenler oldu. Hangi acıları çekerek ölmemi istediklerini tasvir edenler oldu.

Neden? Çünkü bir kadın olarak kamusal alanda fikirlerimi beyan ediyor, sesimi çıkarıyor ve haklarımı savunuyorum. Bu kadın düşmanlarına haddimi bildirmeleri için bir fırsat sunuyorum. Hiç de geri kalmıyorlar sağ olsunlar.

Şiddet, sırf bir ekranın arkasından okunan kelimeler veya görseller olduğu için şiddet olmaktan çıkmıyor. Orada ve çok gerçek. Sokakta birinin size “seni s*kerim” diye bağırması ile internette yazması arasındaki fark ne? İnterneti kamusal alan olmaktan çıkaran şey ne? Her şeyinizi internette yapıp, hayatınızı internette paylaşıyorsunuz ama söz konusu tacize geldi mi, “yok o sayılmaz”. Yok, onlar zaten bir karaktere bürünmüşler, yok onlar troll… Gerçek hayatta da bir karaktere bürünmüş insanlar yok mu? Anonimlik dışında, troll karakteristik özelliklerine sahip ve gerçek hayatı trolleyen insanlar yok mu? Klavyenin arkasına gizlenince neden önemsizleşiyor? Şiddetin ciddiyeti neden düşüyor? Sanal şiddetten o denli rahatsız olan kadınlar var ki, sırf bu yüzden hesaplarını kapatıyor, değiştiriyor, anonim hesap açıyor, kendi fotoğraflarını internette paylaşmıyorlar. Sırf taciz edilmek istemedikleri için. Sırf sokakta pandik yememek için mini etek giymeyen kadınlar olduğu gibi, sırf sanal tacize uğramamak için sanal kimliğini anonimleştiren kadınlar var.
Sanal gerçekliğin yok sayılması ve burada kadınlara uygulanan şiddetin önemsizleştirilmesi o kadar tehlikeli ki. Hele ki teknoloji çağında, hayatlarımız bu kadar ekranlar arkasında geçerken. Bunun önemsizleşmesi yok sayılması demek oluyor, yok sayılması da kadınların hakları için tekrar mücadele etmek durumunda kalması demek oluyor. Nasıl evlilik içi cinsel şiddetin Batı’da suç sayılması anca 20. yüzyılın sonlarına tekabül ediyor ve hâlâ birçok erkek bunu bir suç olarak görmüyorsa, sanal şiddetin de ciddiye alınması yine büyük bir mücadele sonucu gerçekleşecek diye endişeliyim.

Şiddet öyle sarmal bir kavram ki, içinde hiyerarşiyi oluşturduğunuz an bir kadının mağduriyetini küçümsemiş oluyorsunuz. Şiddet gördüğünü, tacize uğradığını, rahatsızlık duyduğunu dile getiren bir kadının mağduriyetini yok sayarak, kendisine aynı tacizi, şiddeti, rahatsızlığı siz tekrardan uygulamış olmuyor musunuz? Madem bu kadar şaşkınsınız kadına yönelik şiddet konusunu neden hâlâ çözülemiyor diye, hiyerarşik olarak aşağıda gördüğünüz, yok saydığınız şiddet biçimlerine bakmaya ne dersiniz?

(Bu yazı 05/06/2016 tarihinde T24‘de yayınlanmıştır.)

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s