Anne olmak ya da olmamak: Bütün mesele bu mu?

05/09/2016 – Bahar Kılınç

Anne olma deneyimi anne olmayan kadınlar üzerinde bir baskı oluşturmaya sebep olabilir mi? Anne olmayan kadınlar anne olan kadınlarla yeterince empati kuruyor mu? Geçen hafta yayınlanan bir yazı sonrası sosyal medyada anne olan ve olmayan kadınlar bu iki soru üzerine karşılıklı fikirlerini dile getirdiler. Biz de bu iki kadınlık deneyimini kapsayan bir sohbet için erktolia’nın kurucusu ve T24 yazarı Dilara Gürcü ve “Kadının Fenni” adlı kitabının yazarı, Avukat Feyza Altun’la konuştuk. Kadınlar “birbirimizle dayanışmalıyız” diyor.

Geçtiğimiz hafta bir kadın ve haber sitesi olan Hthayat adlı sitede “Peki sen çocuk yaptığına pişman mısın?” başlıklı bir yazı yayınlandı. Anne olan kadınların diğer kadınlar üzerinde bir baskı kurduğunu iddia eden yazıya hak verenlerle birlikte, anne olan kadınların yaşadığı baskıları göz ardı eden bir yazı olduğunu düşünenler de oldu.

“BELLİ BİR YAŞA GELMİŞ BİR KADINA ANNELİK DIŞINDA ATANMIŞ BİR ROL YOK TÜRKİYE TOPLUMUNDA”

-Çocuk sahibi olmak istemeyen ya da henüz çocuk sahibi olmayı düşünmeyen bir kadın olarak toplumdan nasıl tepkiler aldınız? Benzer durumdaki başka kadınların nasıl tepkiler aldığını gözlemlediniz?

Dilara Gürcü: 30 yaşındayım. 3 yıldır da Fransa’da yaşıyorum, hâliyle çocuk sahibi olma zorunluluğu konusunda Türkiye’de yaşayan kadınlar kadar baskı altında olduğum söylenemez. Hayatımın sonuna kadar çocuk sahibi olmayacağım demiyorum ama çok uzun bir süre bunu istemediğime eminim. Bu kararım konusunda da şunu söyleyebilirim, evlenmemeye karar verdiğimde aldığım tepkiden daha fazlasını aldığımı söyleyebilirim. Yıllarca psikolog veya öğretmen olarak çocuklarla çalıştım. Bir de üstüne bu geçmiş algı binince, “senin kadar çocukları seven birisi bunu neden istiyor ki?” tepkisi oluyor. “Doğru insan” ile henüz tanışmadığımı ima edenler ya da yaşımın henüz çok geçmediğini, “biyolojik saatimin” buna hâlâ elverdiğini söyleyerek beni “teselli” edenler oluyor. Çocuk sevdiğim zaman “aslında sen de istiyorsun” bakışları, aileden gelen “biz artık torun sevemeyecek miyiz?” serzenişleri de cabası. Bir keresinde “çalış senin de olur” diyen bile olmuştu! Sanki ben daha o eş/anne mertebesindeki kadın olamamışım. Nasıl bir mertebeyse artık! Pek kutsal! Herkes Erdoğan “anne olmayan kadın yarım kadındır” dediği zaman eleştirmesini biliyor ama kimse bu konuda kendi algısını eleştirmiyor. Belli bir yaşa gelmiş bir kadına annelik dışında atanmış bir rol yok Türkiye toplumunda. Evlenmeyi veya çocuk yapmayayı tercih ettiysen herkesin zihninde kedileriyle yaşlanan “evde kalmış deli kadın” stereotipi canlanıyor. Ben kendime rol biçme hakkına sahip değilmişim gibi.

“YAPAMAZSINLARLA YAPMAMALISINLARI  FAZLA ÖNEMSEMİYORUM”

-Çocuk sahibi bir kadın ve olarak toplumdan nasıl tepkiler aldınız? Benzer durumdaki başka kadınların nasıl tepkiler aldığını gözlemlediniz?

Feyza Altun: Çocukla çalışmak çok zor. Bakıcı meselesi ayrı, kreş meselesi ayrı, çocukla iş yerine gitmek ayrı bir sorun. Üstelik çocukla çalışmak herkese o kadar da şirin gelmiyor. İnsanlar çocuğun sizin dikkatinizi dağıttığını, işinizi verimli yapamadığınızı ve istedikleri zaman onlarla ilgilenemeyeceğinizi düşündükleri için sizi tercih etmeyebiliyor. O yüzden daha fazla özen göstermek zorunda kalıyorsunuz. Aldığım tepkiler her zaman olumluydu diyemem.

Benim gibi çalışan milyonlarca anne var. Bunların büyük çoğunluğundan olumlu tepki aldım ama zaman zaman olumsuz tepkilerde oldu. Bunlar daha çok “Ben yapamadım sen de yapma” bilinçaltıyla verilen tepkiler bazıları da gerçekten fikir ayrılığından doğan tepkiler ama ben, yapamazsınlarla yapmamalısınları  fazla önemsemiyorum.

“ÜREMENİN BEDELİNİ SADECE KADINLAR ÖDÜYOR”

-Bu tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz ve bu tepkiler size neler hissettiriyor?

Dilara Gürcü: Ben hamilelikten çok korkuyorum. İçinde seni kemiren kanser gibi bir şey var. Tüm hormonların, bedenin değişiyor. Hamilelik adeta bir hastalık ve bunu sadece kadınlar yaşıyor. Neredeyse 2 yıl toplumsal hayatta rekabetin gerisinde kalıyorsun. Fiziksel olarak tükeniyorsun. Üremenin bedelini sadece kadınlar ödüyor. Bu konuları da kimse konuşamıyor. Kaç tane feminist arkadaşım var hamile kaldılar, bedenlerinden nefret ettiler, bu süreçte depresyona girdiler ama konuşamadılar. Neden? Bu süreçte mutlu olmadıklarını, zarar gördüklerini söylerlerse “kötü anne” olacaklar çünkü. “Madem beceremeyecektin o zaman yapmasaydın?” diye yerilecekler. Zaten toplum bayılıyor ebeveynliği sadece annelikten ibaret görmeye, oradan da annelik eleştirmeye. Hiçbir kadın da çevresine bu kozu vermek istemiyor. Şikayet edip de kötü anne olarak mimlenmek istemiyor. Ben bu korkumu dile getirirken bile tepki alıyorum, bu tepkiler kadınları susturuyor, baskılıyor. Annelik kadından çok çocuğun sağlığı, varlığı anlamına gelen kadının tamamen fedakarlık ettiği bir sürece dönüşüyor.

“BİLDİĞİMİ YAPMAYA DEVAM EDİYORUM”

Feyza Altun: İlk başta tepkiler benim için her şeyden önemliydi ve beni çok rahat demoralize edebiliyordu. Sonra anladım ki bu ülkede ne yaparsan yap bir şekilde beğenilmiyor ve eleştiriliyorsun. O nedenle yapıcı eleştiriler dışında önemsiz şeyleri takmamayı öğrendim. Gerçekten gelişmemi sağlayacak olanları alıyorum. Onları önemsiyorum. Bazen gerçekten  çok güzel eleştiriler alıyorum beni geliştiriyor, farklı bakış açısı kazandırıyor. Fakat  ne övgülerden uzuyorum ne yergilerden kısalıyorum. Bildiğimi yapmaya devam ediyorum.

-Çocuk sahibi olan ve çocuk yapmayı düşünmeyen kadınlar toplumdaki baskılar karşısında nasıl bir dayanışma sergilemelidir?

“KADINLAR OLARAK BİRBİRİMİZİ YARGILAMADAN, ÜSTTEN BAKMACILIK YAPMADAN BİRBİRİMİZİN YANINDA DURMALIYIZ”

Dilara Gürcü: Bir şiarımız vardır: “kadınlar için, kadınlara rağmen” diye. Ben bu konuda en çok kadınların birbirini eleştirmeyi bırakarak adım atabileceğimize inanıyorum. Kadınlar arasındaki şu rekabet bir azalsa, dayanışınca ne kadar güzel olduğumuz bir anlaşılsa keşke. Filanca evlenmiş, filanca evlenememiş, o anne olmuş, o olamıyormuş, yazıkmış, vah vahmış falan bu mütemadi gıybet ve eleştiri hâli çok yıpratıcı. Anne olduktan sonra da dışarıdan habire akıl verme durumu var. Öyle çılgın bir hâl ki bu, biri “bebeğini amuda kaldırarak bir hafta öyle gezdirince beyni daha çok gelişiyormuş” diye bir trend başlatsa yüzlerce kadın bunu yapacak gibi bir durum var. Herkes “en iyi anne” olma yarışında. Bu hem kadınları hem çocukları hem de beraberlikleri yıpratıyor. Ben çocuğum yok diye çocuklu olan bir kadından daha aşağı bir mertebede değilim, anne olan kadınlardan da sürekli “anne olunca anlarsın” kibrini çekmek mecburiyetinde değilim. Ben de anne olan birine asla zavallı muamelesi yapmam. Kadınlar olarak birbirimizi yargılamadan, üstten bakmacılık yapmadan birbirimizin yanında durmalıyız.

“DAYANIŞMA ANLAŞMAYLA BAŞLIYOR”

Feyza Altun: Gerçekten ciddi bir dayanışmaya ihtiyacımız var. Ben özellikle annelerden olumsuz tepki alınca bi nebze daha üzülüyorum çünkü anneler ya da çalışan anneler ve babalar beni ha iyi anlar diye düşünüyorum. Her şeyden evvel birbirimzi anlamak ve birbirimize karşı tahammülü davranma  bilincini edinmeliyiz diye düşünüyorum. Dayanışma anlaşmayla başlıyor.

“BİYOLOJİK SAAT DENİLEN ŞEY TIP İLE, TOPLUM ALGISI İLE DEĞİŞEBİLEN BİR ŞEY”

-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Dilara Gürcü: Anne olmak için geç kaldım paniği yaşayan çok fazla kadın var. Görüyorum, konuşuyorum, duyuyorum. O kadınlardan okuyan varsa onlar için şunu söylemek istiyorum, bu biyolojik saat denilen şey tıp ile, toplum algısı ile değişebilen bir şey. Elbette kadının daha doğurgan olduğu bir yaş dönemi var ama bu dönemden sonra anne olmak mümkün. Fransa’da 2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre kadınların doğurma yaşı giderek artarak ortalama 30,3 yaşa ulaşmış. Bunu sağlayan geç doğurma kararı alan kadınlar elbette. Hamile kadınların %5,7’siyse 45 yaş üstüymüş. Bu gerçekten yüksek ve umut verici bir yüzde. Türkiye’de de bu oranlara ulaşmak mümkün. Elbette kadınlar istedikleri zaman doğum yapabilirler, yanlış anlaşılmasın, demek istediğim, o “eyvah yaşım geçti” paniğiyle pıtır pıtır doğuran kadınlar. Sonrasında pişman olanlar var ama ne bu pişmanlığını dile getirebiliyorlar ne de süreci geri alabiliyorlar.

“BUGÜN KADINLAR İKİ SEÇENEK ARASINDA KALIYORLAR; YA ANNELİK YA KARİYER”

Feyza Altun: Ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde kadın, çocuk doğurunca iş hayatından geri kalıyor. Bu hem işin doğası gereği böyle oluyor hem de yeterli yasal düzenleme olmadığı için. Ben bebeklerin annelerine doymaları gerektiğini, doya doya süt emmeleri gerektiğini düşünüyorum. Ama  bugün kadınlar iki seçenek arasında kalıyorlar; ya annelik ya kariyer. Eğer doğru düzenlemeler yapılırsa annenin bebeğiyle geçirdiği vakitten sonra tekrar işe dönebilmesi, iş yerinde kreş, yarım gün çalışma, babalar için yeterli babalık izni, babalara da yarım gün çalışma gibi sorumlulukları eşit bölüşebilecekleri  doğru düzenlemeler benzeri. O zaman kadınlar ne annelik için kariyerden ne kariyer için bebekten vazgeçmek zorunda kalırlar.

(Bahar Kılınç’ın gerçekleştirdiği bu röportaj 05/09/2016 tarihinde Sivil Sayfalar‘da yayınlanmıştır.)

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s