Fransa’da şiddete uğrayan kadınlar için emsal vaka olan Jacqueline Sauvage serbest!

29/12/16

Jacqueline Sauvage’ın davası ile 2016 Ocak ayında tanışmıştım. Jacqueline de Çilem gibi, Yasemin gibi, Nevin gibi şiddete karşı hayatını savunmuş kadınlardan. 2014 Ekim ayında, eşini öldürdüğü için 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Bu cezadan sonra Fransa’da feministler kamuoyu oluşturarak serbest kalmasını talep etmişlerdi. Benim de bu sayede haberim olmuştu.

68 yaşında bir kadın, kendisinden 4 çocuk sahibi olduğu 47 yıllık eşini tüfekle neden öldürür ki?

Olay tam olarak şöyle gerçekleşiyor. 2012 yılında Jacqueline bir gece eşinin odaya girmeye çalışmasıyla uyanıyor. Eşi odanın kapı kolunu kırıp Jacqueline’e fırlatıyor ve ona şiddet uygulamaya başlıyor. Bu Jacqueline’in günlük rutini. Peki, bu sefer neden şiddete uğruyor? Çünkü eşinin karnı aç ve çorba istiyor. Eşi şiddet rutinini tamamladıktan sonra aşağı iniyor ve balkonda çorbasını beklemeye başlıyor. Tam olarak o anda Jacqueline bir uyanış yaşıyor: “Ben buna neden katlanıyorum ki?” uyanışı. Odadan tüfeği alıyor, aşağı iniyor, arkası dönük olan eşine 3 kez ateş açıyor ve polisi arıyor: “kocamı öldürdüm.”

Jacqueline eşi ile genç kızken tanışmış. Eşi neredeyse yarım yüzyıl boyunca Jacqueline’e fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddet uygulamış. Yarım yüzyıl! Ve bu ailede şiddete uğrayan tek kişi Jacqueline de değil! Jacqueline’in eşini öldürdüğü günden tam bir gün önce oğulları kendini asarak intihar etmiş. Babasından gördüğü şiddete dayanamadığı için. Ve aile olay sırasından bundan henüz haberdar değil. Kız çocukları da babalarıyla yaşadıkları süre boyunca cinsel şiddete maruz kalmışlar. Mahkemede diğer kız kardeşleri adına da ifade veren Sylvie Marot babalarının tecavüze onlar 6-7 yaşındayken başladığını anlatıyor.

Mahkemede ifade veren komşular, arkadaşları, hatta yaşadıkları kentin belediye başkanı bile bu kişinin bir istismarcı olduğunu, yıllarca şiddet uyguladığını bildiklerini anlatıyorlar. Hatta bir komşu mahkemede Jacqueline’e teşekkür ediyor: “Sayende artık rahat uyuyabileceğiz.”

Jacqueline Sauvage

Herkesin bildiği ve yarım asırdır sessiz kaldığı bu istismar ve şiddet hikâyesinde failin kim olduğu aşikârken, mahkeme Jacqueline Sauvage’ı suçlu buldu ve 10 yıl hapis cezası verdi. Gerekçe ise şöyle: bu şiddet vakasında hayatta kalanlar ve bilenler asla polise şikâyette bulunmamışlar. Ayrıca kanuna göre Jacqueline’in öldürme biçimi “meşru müdafaa” sayılmıyor. Şiddete uğradığı anda müdafaa gerçekleştirmediği, müdafaa biçiminin orantısız olması meşru müdafaa savunmasını da yok ediyor.

Oysa mahkemenin yok saydığı durum, Jacqueline Sauvage’ın “örselenmiş kişi sendromu”na sahip olmasıydı. “Örselenmiş kişi sendromu” 1970’lerden itibaren psikolojide incelenmeye başlanan, bir kişinin belli bir dönem boyunca psikolojik, fiziksel ve/veya cinsel tacize uğraması sonucu kendisinde oluşan kalıcı hasarları açıklayan bir sendrom.  Kanada, ABD, İngiltere, Yeni Zelanda ve Avustralya’da bazı mahkemeler şiddet görmüş ve eşini öldürmüş kadınlar için bu savunmayı kullanmışlar ve bu savunma ceza hukukuna “örselenmiş kadın sendromu” olarak geçmiş.

Fakat Türkiye’de olmadığı gibi Fransa’da da bu kanun bulunmuyor. Feminizmde çareler tükenmez! Mahkeme kararını bozmak için feministler Fransa’da bulunan başka bir uygulamaya başvurdular. “Cumhurbaşkanlığı affına”. Bu af monarşi zamanlarından kalma ve Cumhurbaşkanına yargının üzerinde bir af hakkı tanıyor. Geçtiğimiz Ocak ayında feministler farklı farklı alanlarda örgütlenmeye başladılar. Osez le Féminisme örgütünden Karine Plassard ve Jacqueline Sauvage’ın iki kızı change.org üzerinden bir imza kampanyası başlatarak Hollande’dan af talep ettiler. 400 bine yakın kişi bu kampanyayı imzaladı. Bu sırada sosyal medyadan organize olarak bir ay boyunca Hollande’a kart/mektup atarak bu affı istediler. FEMEN ise Jacqueline’ın kaldığı cezaevi önünde bir tünel kazarak sembolik bir eylem gerçekleştirdi. Ertesi gün ise Fransa’nın farklı şehirlerinden yüzlerce kadın Paris’te bir eylem düzenlediler.

Tüm bu eylemler sonuç verdi ve Ocak sonu Hollande yaptığı bir açıklama ile kısmi afta bulunduğunu anons etti. Bu kısmi af kabul görseydi Jacqueline 2 yıl 4 ay sonra serbest kalacaktı ancak yargı kısmi affı ve denetimli serbestlik talebini reddetti! Fakat ne dedik, feminizmde çareler tükenmiyor! Tam tamına 14 aydır Hollande’a baskı yapan feminist mücadele sonunda Hollande’ı ikna etti ve Hollande bugün Jacqueline’in kısmi değil tamamen affedildiğini söyleyerek onun acilen salıverilmesini talep etti.

Çilem’in tutuksuz yargılanacağı haberini aldığımız günkü gibiyiz bugün Paris’te. Telefonuma mesajlar yağıyor, herkes kutlamada. İşin en güzel kısmı da dün Jacqueline’in 69. yaş günüydü. Yeni yaşını erkek şiddetinden uzak, özgür yaşayacak Jacqueline! Neredeyse 50 yıldan sonra ilk defa!

Peki, bu davanın hukuki açıdan önemi ne? Paris’teki eylemde birçok feminist avukatla görüşme şansına erişmiştim ve bu davanın emsal vaka olması için çabaladıklarını öğrenmiştim. Meğer Fransa’da “Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi” kapsamında kanunları toplayan bir yasa bulunmuyormuş! Kanunda bu konu hakkında birçok yasa bulunmasına rağmen bunlar bir başlık altında toplanmamış! Hani Türkiye’de feministlerin müthiş mücadelesi sonucu 2012 yılında çıkan ve şu anda da uygulanması için mücadele verilen “6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa” var ya, işte Fransa’da öyle bir kanun yokmuş!

Jacqueline artık özgür! Umarım davası da yasaların değişmesi adına bir emsal vakaya dönüşür.

(Bu yazı 29/12/2016’da T24‘de yayınlanmıştır.)

Feminists in Paris gave a name to invisible murders: Femicide!

25/11/2016

In France a woman is murdered by a man they know every 2.5 days. Lea G. aged 18, Fabienne S. aged 56 and Maryvonne G. aged 73 were all murdered in France this year at the hands of men. This year alone 100 women have been murdered in France.

Parisians woke up on the 25th of November to witness a feminist intervention on 100 billboards scattered around Paris. INSOMNIA, a feminist squad based in Paris, took over the streets during the night of 24th November for a subversive collective action. They replaced 100 billboards on the major boulevards of Paris, with posters of the 100 women who were victims of femicide. Each poster detailed the name of one of the women, their age, and who killed them. They were murdered by their husbands, partners, ex-partners, fathers or brothers, men who were close to them. INSOMNIA declared that their motivation is to give a name and an identity to these women whilst emphasising their cause of death: femicide!

insomnia1        insomnia2

INSOMNIA declared that their aim was to influence the French Government to recognize femicide as a crime, like it is recognized by Italy, Spain and seven countries in South America. Currently, the French Government is discussing a new law proposal called: “Equality and Citizenship” where the sex of the victim would be considered as an aggravating factor. INSOMNIA are demanding that this new law is passed and once it’s in place, it should be applied by jurisdiction.

Femicide is not a common crime, it is not a private family matter, and it is definitley not a passion crime. The media, by not naming the victims and perpetrators, demonstrates their ignorance towards male dominance in society and contributes to the normalization of these crimes. INSOMNIA calls for the media to portray femicide with the proper and correct acknowledgments when publishing news stories on femicide.

INSOMNIA is a new feminist squad formed in Paris who combat sexism with subversive street action at night. Their first action took place this summer, they covered the windows of a bagel shop, Bagelstein, in Paris due to a sexist advertisement they displayed. This summer, Denis Baupin, the former deputy speaker of the French Parliament was accused of sexual assault by his colleagues. Bagelstein used this sexual assault story as “humour” to adversite their bagels. The advertisment posters were pulled down quickly after the action and changed by “le jury de la déontologie publicitaire” the French governing body who make judgements on advertisment ethics.

bagelstein

Today, on the International Day for the Elimination of Violence against Women INSOMNIA took the streets once again to revolt for the all the women who are victims of femicide and victims of male violence! They call for proper action to take place in order to end femicide!

 (This article was published on European Young Feminists Blog on 25/11/16)

Paris’te feministler kadın cinayetlerine karşı reklam panolarını işgal ettiler!

26/11/2016

Fransa’da her 2,5 günde bir kadın katlediliyor. Lea G (18), Fabienne S. (56) ve Maryvonne G. (73) bu yıl Fransa’da erkekler tarafından öldürülen 100 kadından sadece birkaçı.

25 Kasım sabahı Parisliler sokaklarındaki reklam panolarında feministlerin işgaliyle karşılaştı. Gece korsan eylemleriyle bilinen INSOMNIA timi, 24 Kasım gecesi Paris’in farklı bölgelerine yayılarak, bulvarların üzerinde yer alan reklam panolarından reklam afişlerini indirdi ve bu yıl erkekler tarafından öldürülen kadınlar için afişler astı. Her posterde kadın cinayetiyle öldürülen kadınların ismi, yaşı ve onları kimin öldürdüğü yazıyordu. Eşleri, eski partnerleri, babaları, ağabeyleri tarafından öldürülen kadınlar Paris’in reklam panolarında yer aldı. INSOMNIA bu eylemi yapma gerekçesini, görünmez olan kadın cinayetlerine dikkat çekmek ve bu cinayetlerin artık adının konmasını talep etmek olduğunu açıkladı.

Kadın cinayetleri İtalya’da, İspanya’da ve Güney Amerika’da farklı 7 ülkede ayrı bir suç olarak tanımlanıyor. An itibariyle Fransa’da mevcut hükümet ve parlamento arasında tartışılmakta olan “eşitlik ve vatandaşlık” kanun projesi kabul edilirse, bir kişinin sadece cinsiyetinden dolayı öldürülmesi ağırlaştırıcı etken sayılacak. INSOMNIA bu kanunun geçmesini, Fransa hükümetinin kadın cinayetlerini ayrı bir suç olarak tanımasını ve yargının bu kanunu uygulamasını talep ediyor.

INSOMNIA üyeleri yaptıkları basın açıklamasında, kadın cinayetlerinin sıradan bir suç olmadığının, aile meselesi olmadığının ve aşk cinayeti olmadığının altını çiziyor. Medyanın, kadınların kadın oldukları için öldürüldüklerini ve faillerin bu sebeple cinayet işlediklerini yazmayarak erkek egemen sisteme uyduklarını ve bu suçun olağanlaştırılmasını sağladıklarını söyleyen INSOMNIA kadın cinayetlerini doğru haber etiğiyle yayımlamasını talep ediyor.

INSOMNIA geçtiğimiz Temmuz ayında yine benzer bir gece eylemi düzenlemiş ve cinsel tacizi olağanlaştıran bir reklam yayınlayan Bagelstein adlı simit lokantasının dışını afişlerle kaplamışlardı. Bagelstein’in bahsi geçen reklam afişinde, hakkında yapılan cinsel taciz iddialarından sonra istifa eden Fransa Meclis Başkanvekili Denis Baupin ile farazi bir diyalog gerçekleşmekteydi. INSOMNIA eyleminden sonra büyük tepki çeken afiş “Le Jury de la Déontologie Publicitaire” (Fransa’da RTÜK olarak işleyen devlet kurumu) tarafından yeniden düzenlenme talebiyle kaldırılmıştı.

Bugün, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde INSOMNIA tekrar sokaklara çıkarak, kadın cinayetine kurban giden ve erkek şiddetine uğrayan tüm kadınlar için ayaklandı. Kadın cinayetlerinin sonlandırılması için harekete geçti!

(Bu haber 26/11/2016’da T24‘de yayınlanmıştır.)

Küçüğün rızası olmaz, büyüğün istismarı olur!

19/11/2016

Bir grup erkek düşünün. Cinsel istismar suçuyla cezaevinde bulunan bazı erkeklerin “mağduriyetini” giderebilmek için kafa kafaya vermişler. Bıyıklarını bura bura düşünüyorlar. Zaten hâli hazırda birçok erkek fail işlediği cinsel istismar suçundan dolayı ya ceza almamış, ya indirim almış ya da hiç yargılanmamış. İçerideki faillerin dışarıdakilerden eksiği ne? Yasada nasıl bir açık sağlayabiliriz de, onları da salabiliriz diye oturup düşünmüşler ve inanmazsınız, bulmuşlar da!

“Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın işlenen cinsel istismar suçunda mağdur ile failin evlenmesi durumunda fail hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına veya cezanın infazının ertelenmesine imkan veren düzenleme.” Yani diyorlar ki cinsel istismara uğrayan birinin rızası vardıysa, faili ile evleniversin ve olay kapansın! Bunu bir kağıda yazmışlar, üstüne de imzalarını atmışlar ve muhtemelen büyük bir gururla Meclis’e sunuyorlar.

Bu erkekler AKP’li milletvekilleri. Bu erkekler ülkede yaşayan herkesin cinsiyeti, dili, dini, ırkı ve cinsel yönelimi fark etmeksizin yaşam hakkı konusunda çözüm üretmek için halkın vergileriyle maaş alan vekiller.

Bu üretilen şahane çözüm aslında 2005’e kadar Türk Ceza Kanunu’nda mevcuttu fakat “biraz” farklı bir sebeple. Bir kız çocuğuna evleneceği vaadiyle cinsel istismarda bulunan ve sonra evlenmeyen fail, kız çocuğuyla evlenirse cezadan kurtuluyordu. Neyse ki kadın örgütlerinin istikrarlı mücadelesi ile bu madde kanundan çıkartılmıştı. Sonra ne oldu? İşte 11 yıl önce elde edilen kazanım tekrar kaybedilme riskiyle karşımıza çıktı.

Malumun ilanı olacak ama AKP’nin kadın konusunda izlediği politikalar pek de kadını eşit insan olarak konumlandıran politikalar değil. Kadın bir anne, evi kuran dişi kuş; baş kaldırmayanı, mümkünse çalışmayanı, uğradığı her türlü şiddeti sindirerek evini, şiddet uygulayan eşini terk etmeyeni makbul. Tüm bu kalıplara bir yenisi daha eklendi: kadın artık damızlık. Kadının regl olmasından bahsetmeye utanan, vajina bile diyemeyenler bugün kalkmış “regl olduktan sonra yetişkindir” diyebiliyorlar. Neden? Çünkü regl olan her kız çocuğu damızlık üretime uygun!

Bu önerge bir günde doğmadı elbette. Adım adım yapıyorlar.

29 Mayıs 2015. İmam nikâhında eğer ki resmi evlilik belgesi yok ise nikâhı kıyan imam ceza alıyordu. Anayasa Mahkemesi bu cezayı kaldırdı. Neden? 16 yaşın altında kız çocukları resmi nikâhla evlenemiyorlar çünkü. İmamlar sistematik olarak cinsel istismara maruz kalacak bu kız çocuklarını evlendirerek ceza alma riskinden kurtuldular!

15 Ağustos 2016. Anayasa Mahkemesi Türk Ceza Kanunu 103/1 maddesine orantılılık getirdi. Bu neye tekabül ediyor şöyle açıklayayım. Eskiden 15 yaşın altındaki tüm çocuklara cinsel istismarda koşulsuz aynı ceza vardı. Artık yok.  Örneğin 2 yaşında bir çocuğa cinsel istismar ile 14 yaşında bir çocuğa cinsel istismar aynı suç olarak görülmeyecek çünkü 14 yaşındaki çocuğun “rızası vardı” ya da psikolojisi/bekareti bozulmadı denilebilecek ve ceza düşebilecek. Çocuk evliliklerinde cinsel istismar, işin içinde evlilik olduğu için verilen cezanın düşmesine sebep olabilecek. Töre, gelenek, âdetler cezada indirime yol açabilecek. Sessiz sedasız geçti bu düzenleme.

11 Kasım 2016. OHAL bahanesiyle çocukların ve kadınların haklarını savunan, davalarını takip eden dernekler geçici süreyle kapatıldı. Bu dernekler arasında Gündem Çocuk vardı mesela, AYM’ye çocuk evliliklerinde devlet izninin tamamen kaldırılması için başvuruda bulunmuşlardı.

17 Kasım 2016. Geldik bugüne. Çocuğun “rızası” aslında çoktan onaylanmıştı; şimdi de güç bela bu rızanın olmadığını kanıtlayabilmiş, kendisine cinsel istismarda bulunmuş bir erkekten şikayetçi olabilmiş kız çocuklarını cezalandırmak, işkence etmek, fail ile evlendirmek istiyorlar!

Birileri de kalkıp diyor ki, ekonomi kötüye gidiyor diye gündemi dağıtmaya çalışıyorlarmış. Hayır efendim, gündemi dağıtmaya çalışmıyorlar! Gündemleri bu: Kadınlara ve çocuklara cinsel istismarı adım adım meşru kılmak!

Her gün “daha kötüsü olamaz herhalde” diyerek bir günü kapatıyor, ertesi gün daha kötüsüne uyanıyoruz. Tırnaklarımızla kazıya kazıya elde ettiğimiz haklarımızı teker teker elimizden almaya teşebbüs etmelerine karşı mücadeleye devam ediyoruz. Hayatları ellerinden çalınan milyonlarca kız çocuğunun yok oluşunu izledik, bunu değiştirmek için çaba sarf ettikçe önümüze konan yeni engellerle mücadele ediyoruz. Yorgunuz. Ama buradayız.

Perşembe gecesi düzenleme konuşulduğundan bu yana kadınlar il il sokaklara çıktılar. Eskişehir, Samsun, Ankara, İstanbul, Kocaeli, Muğla, Adana, İzmir, Çanakkale… Bunlar benim şu ana kadar gördüklerim. Bazı illerde kadın eylemlerine polis saldırısı oldu, kadınlar gözaltına alındı. Bunu yazmaya ben utanıyorum. “Çocuklar onlara cinsel istismarda bulunan faillerle evlendirilmesin” diyen kadınlar gözaltına alındı!

Bu önergeye tepki sadece muhalif kadınlardan da gelmedi. Sümeyye Erdoğan’ın yönetim kurulunda olduğu, AKP ile ortak birçok etkinlik düzenleyen KADEM de bu önergeye karşı çıktı. Normalde AKP önergelerinde destek sunan MHP, bu sefer bu önergenin karşısında olduğuna dair açıklamada bulundu. 22 Kasım salı günü önerge tekrardan oylanacak ve normalde hükümetle ortak ilerleyen kadınların tepkileri, bu önergenin onaylanmaması konusunda beni umutlandırmadı değil.

Kadınlar olarak bu örgütlü erkekliğe karşı bugün birlik olamayacaksak hangi gün olacağız? Çocukların cinsel istismarını “küçüğün rızası ile yapılan işler” olarak adlandıran bir adalet bakanının olduğu ülkede, adalete güvenmeye devam mı edeceğiz? Bugün birleşemezsek ileride kız çocuklarının yüzüne ne hakla bakacağız? Nasıl savunacağız kendimizi? Çocuklar biz siyasi görüşlerimiz yüzünden birbirimizi yemekten, sizin için birlik olamadık mı diyeceğiz?

ABD’de Trump seçildikten sonra artan nefret söylemleri ve saldırılarına karşı vatandaşlar yakalarına çengelli iğne takmaya başladılar. İngilizcesi aslında “safety pin” yani “güvenlik iğnesi”. O iğneyi yakaya takmak, bana güvenebilirsin demek. Bugün Twitter’da benzer bir öneri gelmiş. Bir kadın da yakasına yara bandı yapıştırmış iki tane üst üste çarpı yaparak. Yarın ben de yapacağım. Zira kalbimiz ağrıyor. Cinsel istismara uğramış ve uğrayacak herkes adına bir borcumuz var. Ses çıkarmak zorundayız. Ya sokaklarda, ya internette, ya yazarak, ya da başka yollarla. Küçüğün rızası olmaz, büyüğün istismarı olur!

(Bu yazı 19/11/2016’da T24‘de yayınlanmıştır.)

OHAL’de feminist ahvâlimiz

13/11/2016

Sanıyorum ki 3 yılı aşkın süredir feminist mücadele içinde yer alıyorum. Bu süre zarfında Gezi direnişi bastırıldı, 3 seçim oldu, 5 kez hükümet değişti, son bir yılda 17 bombalı saldırı oldu, Doğu’da adı konmayan bir iç savaş yaşandı, bir darbe girişimi oldu ve tüm bu olayların beri sıra birçok farklı şehirde ve an itibariyle de ülke genelinde OHAL ilan edildi.

Yaşanan bu olaylar sırasında on binlerce insan hayatını kaybetti, gözaltına alındı, işkence gördü, tutuklandı. Erdoğan geçen gün yaptığı açıklamada “Türkiye hiçbir dönemde bu kadar özgür bir dönemi yaşamamıştır” demiş. Görünce içim sızladı. Özgürlük göreceli bir kavram olsa gerek. Seçilmiş hükümetin yanında yer alanlar elbette özgür; yer almayan tüm muhalif kesim ise adeta bir kafes içinde! Bu kafesin dışındakiler, içeride olanları tek bir kefeye koymuşlar. En basit eleştiri, ufacık bir muhalefet göstergesi bile vatan hainliği. Dünya politik tarihinde hep gördüğümüz üzere, insanları ortak bir görüşte birleştirmenin en etkili yolu, ortak bir nefret hedefi oluşturmak. Böylece o nefret kümesine dâhil olan herkes susturulur ya da yok edilirse, nefret kümesi dışındakiler istedikleri koşullarda bir yaşama erişeceklerine inanırlar. Oysa bilmezler ki aslında o kafesin içindekilerin her biri birbirinden farklı görüşlere sahiptir ve ezilmişlik dışında pek de ortak noktaları yoktur. Olsa olsa kimlik siyaseti ki o bile kafesin içindekilerin birbirine düşman olmasına kâfi.

Sıra, bir potada eritilen tüm muhaliflere teker teker geliyorken, verilen mücadele alanları da her geçen gün daralıyor. Tüm kadınlar, feminist mücadele yürütenler adına konuşmayayım; ama feminist aktivist bir kadın olarak, cinsiyetçilikle mücadele eden bir platformun kurucusu olarak neyin direnişini vermem gerektiği konusunda bitap düşmüş durumdayım. Kadınların tırnaklarıyla kazıya kazıya, ataerkil sistem içerisinde her türlü zorluğa göğüs gererek elde ettikleri hakları teker teker elimizden alıyorlar. Bizim gibi muhalif, mücadele eden, başkaldıran kadınlardan hiç ama hiç hoşlanmıyorlar. Mayın tarlasında yürür misali, hedef olmadan nasıl hâlâ mücadele verebilirizi sorguluyoruz.

Sadece son üç günde olanlara bakıyorum. Romanları birçok dile çevrilen yazar Aslı Erdoğan ve dilbilimci Necmiye Alpay için müebbet hapis cezası istendi. Maraş’ta 8 yaşında bir kız çocuğu 71 yaşında bir erkeğin tacizine uğradı. Failin “kanıt yetersizliği” gerekçesiyle beraat etmesi sonucu kız çocuğu intihara teşebbüs etti. Bu kız çocuğu gibi birçok çocuğun taciz davasını mahkemelerde takip eden Gündem Çocuk Derneği OHAL yasası kapsamında 3 aylığına kapatıldı. 370 dernek kapatılacakmış; ama basına verilen bir liste yok. İsimlerini teker teker kapatılan derneklerin anons etmesiyle öğrenmeye başladık. Sıra kadın dayanışmasına da geldi. Çok hızlı geldi hem de. Kadın derneklerinden, Bursa Panayır Kadın Dayanışma Derneği, Gökkuşağı Kadın Derneği, Van Kadın Derneği,  Kürt kadınların çatı derneği KJA, Muş Kadın Çatısı Derneği, Selis Kadın Derneği ve Ceren Kadın Derneği şu an için bildiklerim. Bu yazı yayınlanana kadar daha kaç tanesi kapatılacak acaba?

Liberal düzenin en çok desteklediği Sivil Toplum Kuruluşlarını kapatıyorlar. Ulusal güvenliğe tehlike oldukları gerekçesiyle! Ben bir dernek kurmadım; ama kurma sürecinin, aktif mücadele yürütmenin, aynı yola baş koymuş insanları bir araya getirebilmenin zorluğunu biliyorum. STK’lı olmanın yükünü biliyorum. Sivil direniş, hele ki söz konusu yaşamın her alanına müdahil feminizm ise, karşılığı ölçülemez emekleri, uykusuz geceleri de beraberinde getiriyor. Bu emeklerin, bağımsızlığı tartışılır bir yasa, bir mühür ile ansızın elinizden alınması tarifi olmayan bir kalp ağrısı. Herkesin dayanabileceği bir nokta varmış, benim kalbim 7 Haziran’dan bu yana ağrıyor ama kadın ve çocuk hakları için mücadele yürüten STK’ların kapatıldığını duyduğum andan bu yana geçmeyen bir sancı oturdu göğsüme.

Rejim değişiklikleri artık kanlı devrimlerle gerçekleşmiyor. Bireylerin farklılığını gözetmeden ilerleyen demokratik seçimlerle de gerçekleşebiliyor. İşte zaten bu nedenle radikal demokrasiyi savunmamış mıydık? Ne yazık ki geride kaldı. Peki, biz bu noktada feminist mücadelemizi nasıl sürdürebiliriz? ‘Özel olan politiktir’ şiarımızken, artık özel olanın mücadelesini vermekten hicap duyar olduk. Hiçbir mücadele alanı hiyerarşik olarak birbiri üzerine konumlandırmıyoruz elbette. Fakat üst üste aldığımız bu darbelerden mütevellit, içinden çıkamadığımız bir travma hâlindeyiz. Bütçesi yüksek Hollywood yapımı aksiyon filmlerinde olur ya, felaket sırasında yukarıdan binalar devrilir, filmin ana karakterleri bir sağa, bir sola kaçarak kurtulmaya çalışırlar. Tam bitti derken bir beton parçası daha düşer önlerine. İşte biz çok uzun zamandır nerede mücadele versek, üzerine kocaman bir beton parçası düşüyor, hayallerimizi dümdüz ediyor. Adım atabileceğimiz alanlar iyice daralıyor.

Tüm bu karanlığın içinden çıkmanın yolu da yine dayanışmadan geçiyor. Kız kardeşlere sarılmaktan. Kimseyi bu travmaları atlatma biçiminden ötürü eleştirmemekten, birbirimize sırt dönmemekten. Öz bakımdan geçiyor, kendimize dikkat etmekten. Mücadeleye bazen ara verip, bundan hicap duymamaktan. Ayrıntı Yayınları “sözün bittiği değil, değerlendiği yerdeyiz” açıklamasında bulunmuştu geçenlerde. Muhalif olduğumuz için sözümüzü değersiz kılanlara karşı, üretmeye, konuşmaya devam etmekten geçiyor. Birbirimize sahip çıkmaktan geçiyor. Örneğin, dünyanın sadece kadın gazetecilerden oluşan tek haber ajansı JINHA kapatıldığında, farklı kadın dernekleri ofislerini bir günlüğüne JINHA yaptılar. Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay için başka yazarlar kitaplarını imzalıyorlar, cezaevi önünde kadınlar nöbet tutuyorlar. Sayamayacağım kadar farklı dayanışma yöntemi gerçekleşiyor şu an. Tepemize düşürdükleri her beton parçasına rağmen ve bittabi onlara inat!

Kapatılan Van Kadın Derneği çok güzel bir açıklama yayınlamış bugün, bir kısmını paylaşıyorum: “Biz kadınlar bina değiliz, ofis değiliz, kapı anahtarı değiliz. Binalarımıza mühür vurup anahtarlarımızı alabilirsiniz ama mücadelemizi, dayanışma ruhumuzu alamazsınız. Onca emeğimizi çalamazsınız. Kapımıza mühür vurabilirsiniz ama gözlerimize, aklımıza, ruhumuza, çalışmalarımıza mühür vuramazsınız!”

Biz kadınlar, şiddetin arttığı, insan haklarının tehlike altına girdiği dönemlerde, bu durumdan en çok azınlıkların ve kadınların etkilendiğini tecrübeyle sabit olarak biliyoruz. Ülkenin “ulusal güvenliğine” karşı tehdit olarak gördüğünüz kadınlığımızın ve sivil direnişimizin tehdit ettiği tek bir şey vardır; o da erkek egemenliğiniz!

OHAL’de de feministiz, her halde feministiz!

(Bu yazı 13/11/2016 tarihinde T24‘de yayınlanmıştır.)

Yunanistan’da feministlerden yeni oluşum: Tecavüze taviz vermiyoruz!

26/09/2016

Yunanistan’da geçtiğimiz ay iki erkeğin çocuk koruma programından kaçan 14 yaşındaki bir çocuğu alıkoymasından sonra feministler olayın münferit olmadığını, cinsel şiddetin genel bir problem olduğunu dile getirerek “Taviz Yok” adında bir hareket başlattılar.

Yunanistan’ın Larissa kentinde 50 ve 56 yaşında iki erkek, Çocuk Koruma Programı’ndan kaçan 14 yaşındaki bir kız çocuğunu rızası dışında alıkoydu. Failler 15 gün boyunca bir evde kapalı tutarak cinsel istismar ettikleri kız çocuğunu, aynı zamanda para karşılığı başka erkeklere satarak da sistematik cinsel istismarı devam ettirdiler. Polise gelen bir ihbar sonucu yapılan ev baskınıyla kız çocuğu kimliği gizli tutularak devlet korumasına alınırken, failler (birisi çocuğun vaftiz babası olmak üzere) tutuklandı. Peki bu sistematik cinsel şiddet vakasına Yunanistan’da verilen tepki nasıl oldu?

Yunanistan’daki feministler, bu davaya münferit bir olay olarak yaklaşıldığını ve Yunanistan’da cinsel şiddetin genel bir problem olduğunu dile getirdiler. Halkın ve medyanın tepkisizliğini eleştiren feministler, herhangi bir eylem organize edilmediğini ve olayın medyada yeterince konu edilmediğini, haberleştirme dilinin kurbana acıma odaklı olduğunu ve Yunanistan’daki cinsel şiddet sorununun görmezden gelindiğini belirttiler. Yunanistan’daki tecavüz kültürüne karşı “artık sabrımız” taştı diyen feministler, Atina’da “Taviz Yok” isimli bir hareket başlattılar. Taviz Yok’un Yunanistan’da cinsel, fiziksel, psikolojik, ekonomik şiddete ve cinsiyetçi ayrımcılığa uğrayan kadınların sesi olması planlanıyor.

Taviz Yok’un açıklaması şöyle: 

“14 yaşında cinsel şiddete maruz bırakılmış kızın davasında 5 sanık yakalandı. Medya failleri kamuoyuna “canavar” ya da “sapık” kişilermiş gibi gösteriyor. Oysa ki biz onların fotoğraflarına baktığımızda sıradan, her gün karşımıza çıkabilecek erkekler görüyoruz. Cinsel şiddet uygulayan failler toplum dışında kalmış bireyler değil, her gün aramızda olan akrabalar, avukatlar, manavlar, aile dostları ve komşular. Ve bu cinsel şiddete, her cinsel şiddet vakasında olduğu gibi, bütün toplum ortak oluyor. Medya organları, kadına yönelik her türlü şiddet vakasını, şok edici ve olağan dışı bir vakaymış gibi sunarken bu suça ortak oluyorlar. Bu şiddet vakalarını kısa sürede unutanlar da, veya kadınları kendi güvenliklerini sağlayamadıkları için sorumlu tutanlar da bu suça ortak oluyorlar. Biz unutmayı reddediyoruz. Biliyoruz ki bu şiddete maruz bırakılmış bu kızın yerinde aramızdan herhangi biri, bir tanıdığımız, dostumuz, bir sınıf arkadaşımız da olabilirdi. Biliyoruz ki onun yerinde baskaları da oldu ve olacak. Biz adaletin sağlanmasını talep ediyoruz. Adalet, faillere gerekli cezaların verilmesi demek. Adalet, kurumsal çerçevede, şiddete maruz kalanları desteklemeye yönelik değişiklikler yapılması demek. Adalet, medya organlarının sansasyonel makalelerle dehşete aç bir kamuoyunu beslemek yerine, suçlar hakkında konuşması demek. Adalet, yaşananları görmeyen, dinlemeyen, olanlar hakkında konuşmayanların da sorumlu tutulması demek. Adalet yolda, işte, evde, sosyal çevremizde korkmamamız demek. 14 yaşındaki bir kız çocuğunun maruz bırakıldığı cinsel şiddet cezasız kalmasın diye, kimse ataerkiye karşı kendini yalnız hissetmesin diye, tecavüz kültürüne taviz yok diyoruz!”

 

 

24 Eylül 14462971_934996569942325_3016190974837116996_nCumartesi günü, Taviz Yok haraketi tecavüz kültürüne karşı Atina’da 100’den fazla kişinin katıldığı bir eylem düzenledi. “Ne Larissa’da, ne başka bir yerde, tecavüze karşı mücadele her mahallede” sloganlarıyla protesto eden feminist aktivistler, halkın eyleme ilgisini olumlu olarak yorumladı. Çevreden izleyenlerden bu vakadan haberi olmayan ve bu eylem sayesinde öğrendiklerini belirtenler oldu.

 

14449858_934946973280618_9031190741108107877_n

Taviz Yok Hareketi aynı zamanda “Polonya’daki kadınları destekliyoruz, herkes için kürtaj hakkı” pankartıyla Polonya’da şu an hükümetin hiçbir istisna kabul etmeden kürtajı yasaklamasına karşı dayanışma mesajı gönderdiler.

Taviz Yok, Yunanistan’da ataerkiyle mücadele etme konusunda kararlı görünüyor ve tüm kadınları dayanışmaya çağırıyor.

(Bu haber 26/09/2016 tarihinde T24‘de yayınlanmıştır.)

Beyond the breaking point: No Tolerance For Rape in Greece!

26/09/2017

In Greek city of Larissa, two senior men abducted a 14-year old girl. They held her against her will in an apartment for 15 days, sexually abused her and systematically forced her into prostitution. The two men (one of them was her Godfather) were arrested yet others who were involved into this crime are still not. The girl’s identity is being kept hidden and she’s currently under protection, yet what was the public reaction to this crime in Greece?

Feminists in Greece have reported that they were highly disappointed in the fact this crime was seen as specific case whereas this girl is not the only person who has been sexually abused in Greece. They explained that no protests were organized and the media coverage was poor and mainly focused on pitying the victim and ignoring the sexual violence issue in Greece. They stated that the rape culture in Greece is beyond the breaking point and therefore they have gathered to formed a movement called: “No Tolerance”. No Tolerance will the voice of women in Greece who have been a victim of sexual, physical, psychological, economical violence and sexist discrimination.

Here’s the statement from No Tolerence: “Five people are accused for what the 14-year old girl went through. These people, as usual, are presented by the media as “monsters”, “sickos” etc. However, when we look at their photos, we only see ordinary men and not “antisocial elements”. The rapes were not committed by “antisocial elements”, they were committed by relatives, neighbors, lawyers, grocers and family men of the town. A whole society stands silently by, complicit in this rape and in every rape. The media are also complicit, when they represent each case of rape, murder and abuse of women as a surprising and isolated event. Those who are, every single time, shocked, and then quickly forget, are complicit. Those who believe that women are solely responsible to protect themselves are also complicit. We refuse to forget. We know that what happened to the girl in Larissa could happen to anyone, an acquaintance, a friend or a classmate; and we know it has happened and will happen again to others. We demand justice. Justice means that the punishment should be proportionate to the crime, for all perpetrators. Justice means changing the institutional framework in order to better support the victims. Justice means that the media should openly discuss these crimes without feeding sensationalist articles to a spectacle-thirsty audience. Justice means that those who do not see and do not hear, who never speak out, should also be held accountable. Justice means not to be afraid – on the street, at work, at home, out with our friends. So that the rape of the 14-year old girl does not go unanswered. So that none of us feels alone against the patriarchy!”

14433050_934934019948580_8126979153618985939_n

On 24th of September, No Tolerance have organized a protest in Athens, against rape culture where over 100 people have joined. They chanted: “Not tolerance in Larissa, no tolerance anywhere, the fight against rape is everywhere!” Feminist who participated in the protest said that the reaction from the public was highly positive and many bystanders stated that they were not aware of this crime and they thanked the protesters for raising awareness.

14462971_934996569942325_3016190974837116996_n

No Tolerance also did not forget to show solidarity with the women of Poland who are currently under the risk of loosing all abortion rights as the Polish government is discussing to ban abortion without any exceptional cases.

14449858_934946973280618_9031190741108107877_n

No Tolerance is determined to continue their fight against patriarchy and calling out to every woman in Greece to join them! If you would like to connect with No Tolerence you may write to them at kamia.anoxi@gmail.com