Bedeninle barışmak devrim olunca: Beden Olumlama Hareketi

Feminist gündemi takip edenler son zamanlarda Beden Olumlama Hareketinden sıklıkla bahsedildiğini duymuşlardır. Sosyal medyada “normal” ya da “ideal” bedene sahip olmayan; ancak bedeniyle barışık olanların fotoğraflarını paylaştıklarını, hatta bu yüzden “obeziteyi övüyorsun” ya da “kılların hijyenik değil” gibisinden tepkilerle linç edildiklerini görmüşsünüzdür. Beden olumlamanın ne olduğu ve ne olmadığı üzerine birçok farklı fikir dolaşıyor; hem bunlara bir açıklık getirme açısından, hem hareketi tanıtmak için Türkiye’de Beden Olumlama Hareketini kuran Aybala Arslantürk ile görüştüm. Feminist aktivist Aybala, İstanbul’da yaşıyor, uzun yıllardır feminist hareketin içinde olan Aybala, aynı zamanda cinsiyetçilikle mücadele eden platform erktolia’nın kuruluşundan bu yana içinde, birçok farklı feminist örgütlenmeyle ortak projeler yürütüyor ve yaklaşık 1.5 yıldır Beden Olumlama üzerine çalışıyor.

Aybala Arslantürk

Beden Olumlama ne demektir? Neden böyle bir harekete ihtiyacımız var?

Hareketi; bireylerin bedenlerini ‘her haliyle’ onaylamasını, kabul etmesini ve tek bir ideal beden tipi olmadığını temel alan feminist bir hareket olarak tanımlayabiliriz. Hemen bu noktada belirtmek gerekir ki “her hâlinle güzelsin ve kendini sevmelisin” mottoları kapitalizme yenik düşen ana akımı temsil ediyorken; ideal beden olumlama hareketi kendini kabullenme ve bedenine karşı nötr de olabilme halini esas alıyor. Ötekileştirilen, bedeni ile ilgili göz ve söz hapsinde bulunan her bireyin kendini kabullenmesi, nötr olması ve hatta sevmesi için beden olumlama hareketine ihtiyacımız var. Kimse kendini bu ötekileştirme karşısında kendini yalnız hissetmemeli; birlikteyiz, hikâyelerimizi paylaşıyoruz ve güçlüyüz. Amacım bunu daha çok pekiştirmek ve bu hareket altında bedeni üzerine söz söylenmesine izin vermeyen bireylere yenilerini ekleyerek aktivizme devam etmek.

Bu hareketi Türkiye’de resmi olarak başlatma fikri aklına nasıl geldi?

Yurt dışındaki beden olumlama hareketi aktivistlerini zaten takip ediyordum, gerçekten çok güzel işler yaparak sağlam bir farkındalık çalışması yürütüyorlar. Diğer yandan Türkiye’de feminist hareket içinde konuştuğum, takip ettiğim, fikir alışverişinde bulunduğum bir çok kişi aslında söylem üretiyordu. Fakat bu içten içe oluşan kaynama ortak bir çatıda birleşmemişti. Hepimizin bir çatıda birleşmesi, sesimizin daha kuvvetli çıkması ve hareketin doğru anlatımının sağlanması düşüncesi ile başlattım. Her ötekiye kapısı açık olan hareketin kurulması hepimiz için çok kıymetli bence.

İstanbul’da yaşayan bir kadın olarak toplumun idealize ettiği ve senden sahip olmanı bekledikleri “ideal” bedeni tanımlar mısın?

Bireysel olarak bu kalıpları reddettiğimi belirterek başlayayım. Diğer yandan idealize edilen bir beden tipi var elbette, reddetmem kendimi bu kalıplara sokmak zorunda hissetmemem bunu yok etmiyor. Bu dönemde bir kadın olarak, bir çok dönemde olduğu gibi; ancak kendinizi bedeninizin dışında uğraşacak hiç ama hiçbir şeyiniz yoksa sahip olabileceğiniz bir beden tanımı var. Bu dönemde diyorum, çünkü bu tanım dönemden döneme, coğrafyadan coğrafyaya değişiyor. Şu sıralar ince belli, ince bacaklı, bununla ters orantılı olarak  da yuvarlak belirgin memeli ve popolu bedenler mükemmel sayılıyor.

Peki sen hiç kendinin toplumda dayatılan ideal beden beklentisine göre bir bedene sahip olman gerektiğini düşündün mü? Bu durum sana nasıl hissettirdi?

Düşündüğüm bir dönem demeyelim ama kanıtlamak zorunda hissettiğim bir dönem oldu. Keşke şu an sahip olduğum bilince sahip olsaydım da yaşatılanın duygusal şiddet olduğunu fark etseydim. İnsanın bedeni üzerinden ötekileştirilmesi en ağır şiddet.  Bundan 5-6 sene önce, çok kısa bir zamanda, yaklaşık 2 ayda 25 kilo almıştım, benim için kilo almış olmak sorun değildi, farkında bile değildim zaten. Benim kilo alıyor olduğumu bana etrafımdaki insanlar fark ettirdi, zorla! Sonrasında da normaldeki kiloma dönmeye çalıştım. Kilo aldığım dönemde ayrı, vermeye çalıştığım dönemde ayrı duygusal şiddete uğradım. Zor bir dönemdi.

Bu gerçek dışı beklentilere göre bir bedene sahip olamayacağını idrak edip de kendi bedeninle barışma sürecin nasıl gerçekleşti?

Benim deneyimim gerçek dışı bir beklenti üzerine değildi, ‘normal’den fazla kiloya sahip olan herkesin yaşadığı şeyleri yaşadım. Bu normalin ne olduğunun da kişiden kişiye değiştiğini söylemek lâzım. Biri diyor ki beş kilo ver, diğeri yoo çok iyisin. “Pardon? Ben kendimi nasıl iyi hissediyorsam o kiloda ve görüntüde olacağım” diyebilmem kolay olmadı. Başkalarının ne gördüğü değil, benim ne hissettiğim önemli. Bunu hayatımın başka alanlarında uygulayabiliyorken, bedenim söz konusu olduğunda neden uygulayamadığımı düşündüm. Bu süreci tamamlamak mümkün mü? İnsanız ve kırılganız, belki tam anlamı ile değilse bile çok yüksek oranda barıştığımı söyleyebilirim.

Sence bu ideal beden nasıl dayatılıyor?

İdeal bedenin her alanda dayatıldığına şahit olabiliyoruz. Medya bunun en büyük pompalayıcısı. Görsel ve yazılı medya, billboardlar, reklamlar, haberler her alan, her yer, her an bize olması gereken vücut tipi üzerinden baskı yapıyor. Toplum aynı şekilde hafızası ile beden baskılamalarını yapıyor. Gördüğü, ona doğru ve olması gereken gibi gösterilen bedenlere sahip olmayan her bireyi acımazca eleştiriyor.

Beden olumlama şişmanlık ya da illa kıllarını uzatanları övme midir?

Bu kadar basite indirgemek hakaret olacaktır. İdeal sayılan kilonun altında/üstünde olmak ve vücut tüylerini almayı reddetmek elbette harekete dahil; fakat sadece bunlar yok hareketimizin içinde. Ve zaten bu başlıklara bir övgü de yok. Yeri gelmişken bunu belirtmiş olalım. Vücut tüyleri doğaldır, hepimizde az/çok var. Kişi almak isterse alır, istemezse almaz. Bu konu bu kadar basit.  Ayrıca natrans erkek için ‘kıllı tüylü’ olmak tırnak içinde üstün erkeklik sayılıyor; bu nedenle daha çocuk yaşında yüzünde tüyler çıksın diye jiletle olmayan tüyleri alıp çıkarmaya çalışanlar var. Bu da bir dayatma.

Bu hareketin içinde erkeklere de yer var mı?

Elbette. Beden olumlama hareketi cinsiyet ve cinsel yönelimden bağımsızdır. Toplum tarafından ‘öteki’ hissettirilen herkese yer var.

Bir karşılaştırma yapmamız gerekseydi sence ideal beden beklentisi/baskısı kadınlara mı yoksa erkeklere mi daha çok zarar veriyor?

Maalesef yine kadınlar en çok zarar gören taraf ve aynı ölçüde de bu baskılamaya ses çıkaran boyun eğmeyen taraf. Kadınların kendilerini, bedenlerini, saçlarının parlaklığını, tenlerinin pürüzsüzlüğünü ve aklınıza gelecek tüm detayları kanıtlamak zorunda oldukları düşünülür. Hep böyleydi. O zihinlerindeki güzel kriterine girdiyseniz bu sefer de zekanız sorgulanıyor. Asla bitmiyor bu talepler.

Beden Olumlama Hareketi olarak hedefiniz ne? Ne gibi faaliyetler ya da eylemler yürütüyorsunuz?

Şu an işin mutfağındayız diyebilirim. İçerik ve görsel desteği ile hareketin doğru anlaşılmasını, yanlış bilinenleri kırmaya çalışıyoruz. Önceliğimiz bu. Devamında atölyeler ile hem birbirimizle güvenli alanlar kurarak deneyimlerimizi paylaşalım, hem de dayanışmayı güçlendirerek bölgesel faaliyetler de yapabilme amacındayım.

Hareketin içinde beraber çalışma yürüttüğünüz arkadaşlar kimler?

Hareketin resmi sosyal medya hesaplarını, içerik üretimlerini, blog düzenleme ve tüm paylaşımlarını şu an sadece ben yürütüyorum. İnternet sitemiz de yakın zamanda aktif olacak, blogdan siteye taşınacağız. Hareketin aktivistleri elbette var, onlarla irtibat hâlindeyim. Berrak bu noktada en çok ortak çalışma yürüttüğüm aktivist diyebilirim.

Sence dayatılan ideal beden ve genel geçer güzellik algısını yıkmak için ne yapmak gerek?

Bireysel farkındalık çok kıymetli. Fakat elbette bunun da baskılanmaması gerek. Bireysel farkındalık Beden Olumlama Hareketi gibi feminist hareketlerce kitlesel hâle getirilmeli. Her birimiz kendi bedenlerimizi kabullenmeye başladığımızda, kimin ne söylediği, bizden taleplerinin ne olduğuyla değil kendi isteğimizin ne olduğuna odaklandığımızda ortada o algılardan eser kalmayacaktır.

Hareket hakkında daha fazla bilgiye nereden ulaşabiliriz?

Twitter ve Instagram’da @beden_olumlama hesaplarında ve Facebook’ta Beden Olumlama Hareketi sayfalarında aktifiz. Mevcut blogumuz yakında Beden Olumlama Hareketi internet sitesine taşınacak, buradan da takip edilebiliriz.

Kendi bedeni ile barışık olmayanlara söylemek istediğin bir şeyler var mı?

Kimin ne düşündüğüne göre kendinizi şekillendirmeye çalışmayın, her birimiz biricik, eşsiziz! Bizler eril zihniyetin kurguladığı imaja, dayattığı güzellik algısına, fantezilerindeki ölçülere uymak zorunda değiliz. Bırak dünya yansın, sen kendi bedeninle varsın!

(Bu röportaj 13/08/2017 tarihinde T24‘de yayınlanmıştır.)

Advertisements

İdeal beden mi? Bir kadının kendini sevmesi devrimdir!

29/03/2017 – Aybala Arslantürk

İdeal beden mi? “Bir kadının kendini sevmesi devrimdir!”

İdeal beden nedir? İdeal beden var mıdır yoksa tamamen bir yanılgı mıdır? İdeal beden varsa nasıldır ve kim belirler? Üzerinde uzun tartışmalar yapılabilecek ideal beden dosyasını aktivist görüşleri ile açmak istedik.

 

Berrak-Tuna-610x410
Berrak Tuna, feminist aktivist.

Yazılarını blogundan takip edebileceğiniz Berrak Tuna “‘İdeal’ elbette ki var fakat bu bir yanılgı, yanılgı olması maalesef gerçek olmasına engel değil” diyor.

 

“İdeal beden algısı kendim de dahil olmak üzere bu konuyla ilgilenenler tarafından görmezden gelinmeye çalışılsa da maalesef hala var. Fakat bu ideal beden, tek tip değil. Farklı ülkelerde, farklı kültürlerde birbirinden ayrışıyor bu bedenler. Yüzde 90’ının ortak özelliği ise, ince yapılı ve çoğunlukla beyaz olmaları. Siyahi toplumlarda ve Asya toplumlarında, cilt rengi olabilecek en açık renk, özellikle yüz vücut hatları batılı standartlara en yakın olanlar güzel bulunuyor. Bu “ideal” nedeniyle çok tehlikeli olduğu halde kullanılan kimyasal maddeler, cilt rengi açma işlemleriyle ünlüler zaten. Asya’da ‘batılı’ görünmek için çekik gözlerinden memnun olmayanlara yönelik sağlanan çift göz kapağı ameliyatı da bu konuya uygun bir örnek.

Bu önümüzdeki genel gerçek.

Bu gerçeği kabul etmeden, beden olumlama hareketini destekleyemeyiz. Ortada toplumsal olarak kabul edilen bir ideal olmasaydı, bu idealleri yıkmaya da çalışıyor olmazdık.

Bu ideallerin en büyük yaratıcısı ve destekleyicisi tabii ki ataerkil toplum, tüketim kültürü ve kapitalizm. Özellikle kadınların alım güçlerinin artmasıyla, dış görünüşe ve bedene verilen kozmetik değer artıyor, endüstri gelişiyor. Zira bu ideal aslında satın alınabilen bir şey. Cilt tonundan, renk eşitsizliğinden sivilcelere, vücudunuzdaki kıl ve tüy yoğunluğuna, aşırı zayıflıktan, şişmanlığa; diyet ve güzellik sektöründe, cinsiyetiniz fark etmeksizin, satın alıp kendinizi bu “ideal”e yaklaştırabilmeniz için her şey mevcut. İşin sıkıntılı tarafı, size “ideal olmak ister misiniz?” diye sorulmuyor. Siz zaten farkında olmadan toplumda var olabilmek, zorbalığa maruz kalmamak, başkalarından ayrıştırılmamak ve en üzücüsü de onaylanmak, bu ideale yaklaşmak için tüm paranızı, enerjinizi harcıyorsunuz. Zira medyada nereye baksanız o “aslında olmanız gereken” ideal bedenler var.

Bu “ideal” elbette ki var fakat bu bir yanılgı, yanılgı olması maalesef gerçek olmasına engel değil. Savaşması zor olan ise, bu idealin sürekli şekil değiştirmesi. Doksanlarda “heroin chic” adıyla moda olan ince ve soluk görünüş, yerini “beach body”’e bıraktı. Bronz, popolu fakat gıdıksız ve düz karınlı olmak şimdilerde çok önemli. İnsanları yıllarca diyet kültürüyle beslenme bozukluklarına ve psikolojik hastalıklara sürükleyen bu ince beden ideali, şimdilerde sağlıklı beslenme adı altında aksiyona devam ediyor. Sağlıklı beslenmiyorsanız, ana akım medya tarafından desteklenen bu beslenme ve egzersiz programlarına dahil değilseniz (ki bu beslenme ve egzersiz programları ne derece sağlıklı, herkes için uygun mu o da tartışma konusu) sağlıksız ve sorumsuz ilan edilebiliyorsunuz. Artık ölçümleriniz ne olursa olsun obez sayılıyorsunuz. Obez, şişman, kilolu demek yerine sağlıksız deniyor. Politik doğruculuk gibi yani, aslında altta yatan anlam aynı: Şişman ve çirkinsin.

Bu ideal beden baskısı otonomiyi elinizden alır. Sürekli değişmesiyle kafanızı karıştırır. Bir süre sonra kendinizden, özellikle toplum ve toplumun tükettiği medya tarafından bedeninizde “problemli” ilan edilen yerlerinizden başka bir şey düşünemez olursunuz. Durmadan size ne yapmanız gerektiğini, nasıl yaşamanız gerektiğini, neye önem vermeniz gerektiğini dikte eder. Motivasyona ihtiyacınız olduğunu düşünmenizi sağlar, “güç içinizde, isterseniz siz de böyle olabilirsiniz” der, hiç aklınızda yokken kendinizi başkalarıyla kıyaslamanızı sağlar. Beden ve dış görünüşe verilen bu sahte değer ve önem, kişiyi biblolaştırıp sistematik bir şekilde vasıfsızlaştırmaya sebep olur. Bir bakarsınız görünüşünüzden daha önemli bir şey kalmamış, sesiniz, işiniz, düşündükleriniz, fikirleriniz geri plana atılmış.

İşte bu yüzden amacımız idealleri yıkmak değil, bu ideallere verilen önemi azaltmak, gücümüzü elimize almak olmalı”.

Berrak instagram hesabından yaptığı paylaşımlarla Beden Olumlama Hareketi’ne göz kırpıyor.

Dilâra-Gürcü-300x300
Dilâra Gürcü, feminist yazar.

Uzun yıllardır feminist hareket içinde aktif yer alan Dilâra’nın yazılarını T24 haber sitesinden takip edebilirsiniz.

Bu benim hem bir kadın olarak hem de feminist olarak çok uzun süredir sorguladığım bir konu. Dönemsel ve kültürel olarak kadın bedenine atfedilen ideal bir güzellik algısı olduğunu düşünüyorum. Bu coğrafyadan coğrafyaya, dönemden döneme değişiyor. Örneğin şu an Batı’da “balık etli” tabiriyle tanımlanan kadın bedeni, rönesans Avrupası için oldukça zayıf kalıyor ve arzu nesnesi olarak algılanmıyordu. Ya da bazı coğrafyalarda geniş kalçalı kadınlar bir cinsellik simgesiyken, bazılarında ise genel standartlara göre “kilolu” olarak algılanıyorlar. Kilo dışında ten rengi, saç rengi, vücut kıllarının nerede olması ve olmaması gerektiği gibi belirleyici faktörler var.

Aslında oldukça öznel olan “güzellik” algısı nasıl bu kadar objektif temeller üzerinde şekilleniyor sorusuna verebileceğim tek bir cevap var sanırım: O da toplumdaki normlar doğrultusunda oluşan ve yaygınlaşan kültür. Objeleştirilen kadın bedeni ve kadının mütemâdîyen erkeğe görsel haz oluşturma tahakkümü ile kadınlar her zaman daha estetik varlıklar olmalılar algısı oluşuyor. Bunda elbette heteronormativitenin ve evrimsel olarak üreme refleksinin etkisi büyük. Bu algı da medya ve moda sektörü sayesinde yaygınlaşıyor. Televizyona erişimi olmayan bazı ülkelerde televizyonun yaygınlaşmasından sonra, öncesi ve sonrası olarak bilhassa kız çocukları üzerinde yapılan araştırmalar medyanın bu konudaki etkisini kanıtlıyor. Medyada dayatılan algı ile yeme bozukluğu geliştiren, bedenleri ile barışamayan kız çocuklarının sayısı artıyor.

“İdeal beden” dediğimiz zaman, çok dallı budaklı, birçok etken ile oluşan ve bozulabilen bir algıdan bahsediyoruz. Benim şahsi görüşüm bunun bir yanılsama olduğu üzerine, ancak bunun bir yanılsama olması, gerçekliğini ve bir tahakküm biçimi olduğunu değiştirmiyor.

Selime-Büyükgöze
Selime Büyükgöze, feminist.

Büyükgöze’yi  ‘Her adımımızda feminist mücadeleye, feminist söze ihtiyacımız var’ şiarıyla yola çıktığı Çatlak Zeminde’deki yazılarından takip edebilirsiniz.

İdeal beden denildiğinde akla gelen, erkek egemen sistemin dayattığı güzellik algısı ile örtüşüyor ve kadınların bedeninin nasıl olması gerektiği erkekler tarafından tarif ediliyor. Bu beden ince, narin, her daim güzel. Kırışıksız, selülitsiz, yağsız, kılsız yani neredeyse hiçbir kadının sahip olmadığı ama sahip olmak için her daim çaba göstermesi gereken bir beden. Ulaşılamayan bu ideallikten geriye kadınlara utanç ve kendini sevmeme kalıyor. Kadınlara dayatılan ideal beden tartışıldığında daha az akla gelen ise bu bedenin aynı zamanda hareketsiz olması. “Oturmasını kalkmasını bilmesi gereken” kadın bedeni koşmamalı, atlamamalı, zıplamamalı. Hatta sokaklarda başı boş yürümemeli.

İdeal beden nasıl gerçekten ideal olur diye düşünmem gerektiğinde her kadının kendi bedenini sevdiği, dilediğince atlayıp zıpladığı bir ideallik tahayyül ediyorum.

8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nden bir döviz özetliyor: Bir kadının kendini sevmesi devrimdir!

(Aybala Arslantürk’ün gerçekleştirdiği bu röportaj 29/03/2017 tarihinde Sivil Sayfalar‘da yayınlanmıştır.)