Paris’te ‘Cumhuriyet yürüyüşü’ne alternatif radikal sol yürüyüşü

12/01/2015

11 Ocak 2014’ün Fransa tarihinde yer edecek bir gün olacağı, eylem çağrısı yapıldığı günden beri belliydi. 50 üzerinde ülkeden devlet temsilcisinin katılacağı resmi bir eylem, tabii ki yankı uyandıracaktı. Benim de eyleme gideceğim kesindi; ama nasıl gidecektim? Apolitik bir dayanışma için orada bulunmak istemiyordum. Hollande en başından beri çağrıyı “ulusal birlik” için yapmıştı. République yani Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleşecek olan yürüyüşün adı Cumhuriyet yürüyüşüydü. “Amanın Cumhuriyetimiz elden gidiyor” diyerek elimde Fransa bayrağıyla, yaşasın Fransa, yaşasın Fransızlık diyecek halim yoktu. Hem de bu yaşanan katliama ideolojik altyapıyı hazırlayan ülke temsilcilerinin arkasında yürümek! Adı “Cumhuriyet Yürüyüşü” olan bir yürüyüşü “terör karşıtı yürüyüş” olarak adlandıran Ahmet Davutoğlu’nun arkasında yürümek!

Burada sempatizanı olduğum örgüt ve kolektiflerden arkadaşlarla görüştüm. Onlardan alternatif bir yürüyüş düzenleneceğini öğrendim. Fransa Komünist Partisi (PCF), Sol Cephe (FDG), Sol Partisi (PG), yakında parti olacak Birlik (Ensemble), Sınıf ve Kitle Sendikası (CGT ), Genç Komünist Hareketi (MJCF), Yunanistan Radikal Sol Koalisyonu (Syriza) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RWB) République Meydanı’na 500 metre uzakta yer alan Cirque d’hiver önünden alternatif yürüyüş çağrısı yapmışlardı. Bir yandan da Alternatif Liberterler (AL) ve Anti Kapitalist Parti (ANP) ise hiçbir yürüyüşe katılmayacaklarının bildirisini geçmişlerdi.

Hepsinin gerekçeleri benzer altyapılara dayanıyordu. Birincil olarak Fransa’nın Orta Doğu’daki stratejisini eleştiriyor ve Fransa’yı Paris katliamından mesul tutuyorlardı. Fransa’nın emperyalist müdahaleleri Mali, Moritanya gibi ülkelerde sürerken, böyle bir eylemle ikiyüzlü davrandıklarını düşünüyorlardı. “Ulusal birlik” çağrısını ise oldukça hatalı buluyor ve insan birliğini destekliyorlardı. Ayrıca bu olaylar dindikten sonra alınacak güvenlik önlemlerinin ırkçı boyutlara ulaşabileceğinden ve Müslüman azınlığın potansiyel suçlu olarak damgalanmasından tedirgindiler. Davet edilen devlet temsilcilerine de ayrıca öfkeliydiler. Kendi ülkelerinde basın özgürlüğünü kısıtlayan, Basın Özgürlüğü Raporuna göre 180 ülkeden 154. olan Türkiye ve 159. olan Mısır’dan devlet temsilcilerin ne işi vardı özgürlük yürüyüşünde?

Bunların hepsine ben de katılıyordum, yine de tereddütte kaldım; çünkü “sizi kınadığımız için biz sizinle yürümeyiz” yerine “sizi kınayarak sizinle yürüyoruz” bana göre daha çoğulcu bir söylemdi. Ayrıca “ulusal birlik” çağrısına rağmen Front National (Ulusal Cephe) başkanı Marine Le Pen resmi olarak yürüyüşe davet edilmemişti ve Güney Fransa’da Beaucaire komününde ayrı bir yürüyüşe katılacağını da açıklamıştı.

Radikal solun her görüşünü benimsemiyor olsam da, Fransa’nın içinde bulunduğu medeniyet seviyesine radikal sol sayesinde eriştiğine inandığım için alternatif yürüyüşe katılmaya karar verdim. Öğlen evden çıktığımda sokaklar kalabalıktı. Metro ise İstanbul metrobüsünü aratmayacak kadar kalabalıktı. Eylem yerlerine yakın duraklar kapalı olduğundan metrodaki insanlarla nereden gideceğimizi konuşuyorduk. Yanımdaki 60’lı yaşlarında olan çift inecek durak kavgası yaparken, adam eşine “benim senden daha fazla eylem deneyimim var, eylem güzergâhı konusunda bana güven” diyordu. Bu güzergâh mevzusu tüm günün sorunu oldu sonra benim için de!

Strasbourg-Saint-Denis’de inip République’e doğru yürümeye başladım. République’i geçip alternatif yürüyüş buluşma alanına gitmeyi planlıyordum. Bir müddet République’e doğru yürüdüm. Pankartları ellerinde, kimisinin kucağında köpeği, kimisinin elinde puset ve omuzlarda çocuklarla yüz binlerce insan yürüyordu. Pencerelerden çıkan insanlar da eyleme destek veriyorlardı. Burada ufak çapta bir kıskançlık yaşadım. Zira ben ilk eylemime 20’li yaşların başında katılmıştım. Bunun çocuk yaştan itibaren yaşanan bir kültür olması harika bir şey!

République’e doğru kalabalığın arasında sıkıştım, ilerlemek mümkün değildi. Sürekli birbirimize çarpıp özür diliyorduk. Ara sokaklardan geçmeye çalıştım ama çoğu polis tarafından izdihamı önlemek ve parkuru sabit tutmak için kapatılmıştı.

Açtım haritamı en uç ücra ara sokakları bula bula, kimi zaman da polislerin ilgisi dağıldığı an şeritlerin altından çaktırmadan geçe geçe ilerlemeye başladım. Ara sokaklarda farklı farklı grupların toplaşmasına, kendi aralarında ellerinde şaraplarla marşlar okumasına şahit oldum. Sonunda République bulvarını kesen bir bulvarda arkadaşlarımla buluşabildim.

Alternatif yürüyüşün başladığı alana gidemedik ve oldukça kalabalık olan Bastille meydanında alternatif yürüyüşü beklemeye başladık. Önümüzden geçen insanları izlerken aralarından bazılarının Fransa ulusal marşı olan la Marseillaise’yi söylediklerini duydum. Oysaki Charlie Hebdo çizerleri bu gibi kutsal değerlerin varlığını reddediyorlardı ve bu değerlerle dalga geçtikleri için öldürülmüşlerdi. “Ulusal birlik çağrısı” bir kez daha canımı sıktı o an. Sabırsızlıkla alternatif yürüyüşün kortejini beklemeye başladım.

Sol Partisinin kortejinin öncüllüğünde başlamış olan alternatif yürüyüş, kortejini kırmızı halatla ayırmıştı. Korteji yaklaştıkça o kadar heyecanlandım ki biraz ileride duran otobüs durağının üzerine çıkıp yukarıdan görmek istedim her şeyi. HDK Paris’ten Demokrat ağabeyin omuzlarına basarak çıkmaya başladım. Otobüs durağının üzerinde iki tane genç vardı, hemen bana yardım ettiler. Durağın tepesine çıkmayı başardığımda üçümüz sarılıp zıplamaya başladık. Cam olan durak çatısı titreyince yürüyüştekiler tedirgin olup uyardılar bizi. Çocuklardan biri “merak etmeyin, bu duraklar bizi Antifa eyleminde de taşıdılar” dedi. “Hadi be!” dedim, “ben de aynı eylemdeydim!” Bastille Meydanı’ndaki bir otobüs durağının tepesinde iki yoldaşla sohbet etmek! Eylem kültürü, protesto yoldaşlığı böyle bir şeydi işte. Radikal sol, belki birleşemiyordu ama her yerde birbirini buluyordu. Durağın tepesinden Bastille Meydanı’na baktığım an, sanırım hayatımda yaşadığım en duygusal anlardan biriydi. Eylemde kaç kişi olduğunu bilmiyordum, sonradan öğrendik ki 1.5 milyon kişiymişiz! O an tüm dünya sanki meydanda gibiydi benim gözümde. Aşağıdaki alternatif yürüyüşü izlerken farklı örgütlerden arkadaşlarımı gördüm, selamlaştık. Duraktan inerken gençlerden biri bana Türkçe olarak “seni seviyorum” dedi. “Ben de seni seviyorum” diyerek sarıldım tekrar. Antifaşistlerden biri sevilmez mi?

Alternatif yürüyüş korteji Bastille itibariyle ana yürüyüşün arasına karıştı. Planladıkları bu muydu bilmiyorum. Bizse République’e doğru yürümektense, Bastille’in ara sokaklarına daldık elimizde pankartlarla. Yaşlıca bir teyze elimdeki pankarta odaklanmıştı. “Lazkiye, Şengal, Kobanê, Paris hepsinin katilleri aynı!” Yüzünü buruşturarak öfke dolu baktığını gördüm bana. “İşte bu nedenle esas yürüyüşle alternatif yürüyüşün karışması iyi oldu,” diye düşündüm. Farklı sesler, popülist zihinler tarafından duyulabildi diye.

Eylemden sonra DIDF-Jeunes (Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu Gençlik Kolu) yönetim kurulu üyesi olan arkadaşım Özge Altun ile konuşma fırsatımız oldu. Alternatif yürüyüş toplanma alanında bulunabildiği için oradaki atmosferi sordum ona. Zira polis onları 2 saat beklettiğinden ötürü kendi aralarında bolca sohbet etme fırsatları olmuş. Fransızcada récupération diye bir kelime var, bir olayı/olguyu politik çıkar için sahiplenerek tekrar inşa etmek anlamına geliyor. Çoğunluğun tepkisi de bunaymış. Hatta Sol Partisinin kendi amblemleri ile dağıttıkları “Je suis Charlie” yaka etiketlerine bile kızanlar olmuş. Bu sahiplenme durumunu hiçbir partinin kendi politik ajandası üzerinden gerçekleştirmelerini istememişler.

Evet, gerçekten de Fransa tarihinde yıllar boyunca anılacak kalabalıkta bir yürüyüş gerçekleşti bugün.  Büyük bir birlik hissi vardı Paris’te. Tek bir ırkçı söylem duymadım, saldırgan bir pankart görmedim. Gördüğüm tek bir arbede olmadı, nitekim herhangi bir yaralı haberi de yok. Hoşgörü, birlik, özgürlük için bir yürüyüştü daha çok. Organize eden, önlerde yürüyenler kim olursa olsun. Ama yine de sanmıyorum ki Türkiye’de alternatif yürüyüşün varlığından bahsedecek bir gazeteci, bir programcı olsun. Bu nedenle de yazmak istedim. Fransa’yı bugünkü Fransa yapan radikal solun varlığı, protesto kültürünün yaygınlığı ve eleştirilerin her daim var olabilmesidir. Kutsalları yıkarak düşünce özgürlüğünü güçlendiren onlardır. Bu nedenle bugün gerçekleştirilen alternatif yürüyüşü ve önemini sizler de bilin istedim.

(Bu yazı aynı zamanda T24, Sendika.org ve SiyasiHaber.org‘da yayınlanmıştır.)

Advertisements

Paris katliamı: 3 günde neler oldu?

10/01/2015

Dilara Gürcü – Paris

7 Ocak günü Fransa’nın satirik mizah dergisi Charlie Hebdo’ya 2 silahlı kişi saldırıda bulundu. 12 ölü ve 20 yaralı ile sonuçlanan saldırıdan sonra Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande bu saldırının bir terör saldırısı olduğunu açıkladı. Tüm ülkede ve bilhassa Paris’te terör alarmına geçildi.

Fransa’nın tüm güvenlik güçlerini Paris’te saldırganları arama çalışmalarına seferber etmesi, kalabalık kamusal alanlara fazladan önlem getirmesi ve saldırganların hâlâ yakalanamamış olması Paris’in romantik ve güvenli atmosferini tamamen değiştirdi.

Saldırılar Müslümanlara mal edilmedi

Saldırı anını gösteren videolarda saldırganların “Allahu Ekber” diye bağırmaları saldırının bir İslamist terör saldırısı olduğuna dair dikkatleri çekerken, Fransa hükümeti bu söylemin Müslümanları zan altında bırakacağından ötürü kaygı duyduğunu dile getirerek, söylemi desteklemedi.

Dayanışma ve birlik

7 Ocak akşamı Paris’te 15 bin, Fransa’nın tamamında ise toplamda 100 bin kişi “Je suis Charlie” (Ben Charlie’yim) diyerek anma eylemleri düzenlediler. Eylemlere katılan Müslüman topluluklar da saldırıyı kınadıklarını dile getirirken, Fransa’da bir dayanışma ve birlik atmosferi hâkimdi. Paris belediye başkanı Anne Hidalgo 8 Ocak gecesi Paris République meydanında anma eylemi düzenleneceğini açıkladı.

Ulusal yas günü

Fransa hükümeti 8 Ocak günü ulusal yas ilan etti ve öğlen saat 12’de tüm ülkede 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Aynı gün Fransa’nın ulusal ve yerel gazetelerinin neredeyse hepsi Charlie Hebdo saldırısını manşet yaparken, saldırıyı kınadıklarını dile getirerek “Je suis Charlie” dayanışmasına destek oldular.

Polis memurunun vurulması

8 Ocak sabahı erken saatlerde Paris Montrouge bölgesinde bir trafik kazasını kontrole giden 27 yaşındaki polis memuru Clarissa Jean-Philippe, kaza yerinde bulunan silahlı ve çelik yelekli bir kişi tarafından vurularak öldürüldü. Aynı kişi olay yerinde birini daha yaraladı. Olay ile Charlie Ebdo saldırısı arasındaki ilişki açıklanmadı.

Marine Le Pen’in açıklaması

Göçmen karşıtı politikasıyla bilinen, milliyetçi sağ Front National (Ulusal Cephe Partisi) başkanı Marine Le Pen bu saldırının İslamistlerin Fransa’ya karşı açmış oldukları resmi bir savaş olduğunu iddia etti. Bu saldırıya karşı gelinmesi gerektiğini belirten Le Pen, bu saldırının sebebinin Fransa’daki göçmen politikası olduğunu dile getirdi. Göçmen Müslümanları hedef göstermekten çekinmeyen Le Pen, aynı zamanda bu tarz saldırıları gerçekleştiren kişilerin hak ettikleri cezayı almaları için Fransa’da yasak olan idam cezasının halk kararına bırakılması için referanduma gidilmesini önerdi. Le Pen ayrıca Fransa’nın Avrupa Birliği içerisinde de sınırlarını kapatması gerektiğini söyledi. Le Pen’in tüm bu önerileri daha sonrasında Fransa hükümeti tarafından reddedildi.

Hamyd Mourad’ın karakola gitmesi

Saldırıyı gerçekleştirenlerin kaçış sırasında Paris 19. bölgede bıraktıkları arabada bir kimliği unutmaları sonucu saldırganların isimleri belirlenirken, 18 yaşındaki Hamyd Mourad medyada isminin yayınlandığını görmesi üzerine, 8 Ocak günü “masum olduğunu açıklamak” için polis karakoluna gitti. Birçok kaynak kendisinin sürücü olduğunu iddia ederken, bazıları ise olay sırasında okulda ve derste olduğunu söylüyor. Hamyd Mourad’ın masum olup olmadığı konusunda hâlâ net bir açıklama yok.

Müslümanlara karşı düzenlenen saldırılar

8 Ocak günü Fransa’nın farklı şehirlerinde camilere saldırılar gerçekleşti. Güney Fransa’da Porte-la-Nouvelle bölgesinde bir caminin içerisine ateş açılırken, batı Paris’teki Le Mans bölgesinde bir caminin avlusuna el bombaları atıldı. Aynı zamanda doğu Fransa’da bulunan Villefranche-sur-Saône şehrindeyse cami yakınında bulunan ve genellikle Müslümanların gitmeyi tercih ettikleri bir kebap restoranında patlama yaşandı. Hiçbir saldırıda ölen ya da yaralanan olmazken, Fransa medyasında bu saldırıları olayların tetiklemiş olabileceğinden bahsedildi.

11 Ocak Cumhuriyet yürüyüşü

Fransa hükümeti 11 Ocak Pazar günü Cumhuriyet yürüyüşü gerçekleşeceğini açıkladı. Cumhurbaşkanı Hollande’ın da bizzat katılacağı Paris yürüyüşüne tüm partiler davet edildi. Birleşik Krallık Başbakanı David Cameron’ın da katılacağı yürüyüşe, Front National başkanı Marine Le Pen davet edilmediğini açıkladı. Bu konuda büyük hayal kırıklığına uğradığını dile getiren Le Pen, resmi davet almayarak partisinin dışladığını ve ulusal birliğin bozduğunu söyledi. Le Pen’in açıklamalarından sonra Hollande yürüyüşe herkesin davetli olduğunu belirtti. Başbakan Manuel Valls ise ulusal birlikten kimsenin dışlanmadığını ancak teröristlerin şiddet, tahammülsüzlük ve nefreti İslam ile özdeşleştirmek istediklerini ve yürüyüşte bu özdeşleştirmeye izin verilmeyeceğini açıkladı.

Chérif ve Saïd Kouachi kardeşler hakkında arama kararının çıkartılması

8 Ocak akşamı Fransa Emniyet Departmanı Chérif ve Saïd Kouachi kardeşlerin isimlerinin Charlie Hebdo saldırısında aranan esas şüpheliler olduğunu açıkladı. Olayların başlangıcından itibaren 9 kişinin de gözaltında sorgulandığını belirttiler. Emniyet Departmanı Kouachi kardeşlerin fotoğraflarının bulunduğu arama bültenini basına sundu. Bültende aynı zamanda konu hakkında bilgi sahibi olanların araması için bir telefon hattı da yer alıyordu.

Fransa medyasının tutumu

Fransa medyası olaylar devam ederken teyitlenmemiş bilgileri paylaşmamaya özen gösterirken, aynı zamanda çoğu medya kuruluşu hedef göstermekten çekinerek soğukkanlılıkla haber iletti. Birlik, beraberlik ve sağduyu çağrıları yoğunluktaydı. Basın özgürlüğüne verilen önemin altının çizildiği haberlerde gündem hep Charlie Hebdo saldırısına odaklıydı. Televizyon kanallarında Chérif ve Saïd Kouachi kardeşlerin yaşadıkları yerden röportajlar gösterilirken, oturdukları mahallenin sakinleri kendilerini sakin, uyumlu ve düzenli camiye giden insanlar olarak tanımlıyordu. Tartışma programlarına farklı İslam örgütlerinden liderler de davet edilirken, bu saldırının İslam’ı yansıtmadığı ve Müslüman azınlıkların bu saldırı yüzünden zan altında bırakılmasından çekinildiğinden bahsedildi.

Chérif ve Saïd Kouachi kardeşlerin ABD terörist listesinde yer alıyor olması

Fransa medyasının ABD basını aracılığıyla aldığı bilgiler doğrultusunda Chérif Kouachi’nin ABD terörist listesinde yer aldığı ve ABD’ye uçuş izninin olmadığı açıklandı. 2010 yılında Chérif Kouachi’nin El-Kaide’nin Yemen’de yer alan eğitim kampına gittiği belirtildi. Bu bilgilerin basında yer aldığı sırada Kouachi kardeşlerin Fransa’nın Belçika sınırına yakın Reims kentinde bir benzin istasyonu soygunu gerçekleştirdikleri öğrenildi. Saldırganları basında yer alan fotoğraflardan tanıyan bir görgü tanığının polise haber vermesi üzerine güvenlik güçleri Reims kentinin l’Aisne bölgesinde arama başlattılar. Ormanlık alanın fazlaca bulunduğu bölgede tüm gece aramalar devam etti.

Otoban çatışması

9 Ocak günü sabah saatlerinde kullandıkları arabayı bırakıp başka bir arabayı kaçıran Kouachi kardeşler Paris’e doğru geri harekete geçtiler. Otobandaki polis kontrolüne geldiklerinde araçla kaçmaya başlayan saldırganlar ve polis arasında çatışma yaşandı.

Matbaa kuşatması

Otobanda yaşanan kovalamaca, Paris yakınlarında yer alan 8500 nüfuslu Dammartin-en-Goële kasabasında sonlandı. Kasabadaki bir matbaaya giren Kouachi kardeşler içerideki bir kişiyi rehin aldılar. Matbaanın etrafı kuşatılırken polis saldırganlar ile diyalog kurmaya çalıştı. “Şehit olarak ölmek istiyoruz” diyen saldırganları öldürmeden ele geçirmek isteyen Fransa güvenlik güçleri, aynı zamanda kasaba halkına evlerinde kalma, panjurlarını ve ışıklarını kapatma ve dışarı çıkmama çağrısında bulundu. Kasabadaki okulda mahsur kalan çocuklar, saldırganlarla yürütülen pazarlık sonrası güvenlik güçleri eşliğinde dışarı çıkartılırken, kasaba üzerinde helikopterler yakın takipteydi. Yakında bulunan Charles-de-Gaulle havaalanın birçok pisti uçak inişlerine kapatıldı.

Yahudi marketi işgali

8 Ocak sabahı Montrouge bölgesinde gerçekleşen trafik kazasında vurulan polisin şüpheli katili olarak aranan Amedy Coulibaly, 9 Ocak günü öğleden sonra Porte-de-Vincennes yakınlarında bir Yahudi marketini ele geçirdi. Çocukların da olduğu 16 rehineyi esir alan Coulibaly, Dammartin-en-Goële’deki Kouachi kardeşlerin serbest bırakılmasını talep etti. Güvenlik güçleri ile Coulibaly arasındaki diyalog devam ederken, Yahudi dükkânlarının çoğunlukta olduğu Marais bölgesindeki tüm mağazalar ve restoranlar güvenlik sebebiyle kapatıldı.

Charlie Hebdo’yla dayanışma

Gün içerisinde olaylar devam ederken, binaları hâlâ olay yeri olduğu için ofislerine gidemeyen Charlie Hebdo çalışanlarına Libération gazetesi kapılarını açtı. Özel koruma eşliğinde Libération binasına giden Charlie Hebdo ekibi, 14 Ocak günü çıkacak olan özel sayıları için çalışmaya başladı. Katledilen çizerlerin de karikatürlerinin yayınlanacağı bu baskı, normalde 16 sayfa olan baskının yarısı kadar hazırlanacak ve genellikle ürettikleri baskının 20 katı fazlası olarak 1 milyon adet basılacak. Fransa Kültür Bakanlığı’nın da bütçe tedarik edeceği Charlie Hebdo dergisi için aynı zamanda sanal bağış kampanyaları da yürütülmekte. Fransa’nın tek ulusal komünist gazetesi olan l’Humanité ise Pazar günü Charlie Hebdo özel sayısını çıkartarak tüm geliri dergiye bağışlayacak.

Çift zamanlı operasyon

Cumhurbaşkanı François Hollande, Elysées Sarayı’ndaki acil durum ekibiyle beraber aldığı ortak karar ile güvenlik güçlerinin iki rehin binasına da giriş yapılmasını talep etti. İki binaya eş zamanlı olarak yapılan operasyon sonucu, Dammartin-en-Goële’deki Kouachi kardeşler öldürülürken, rehin aldıkları kişi sağ olarak kurtuldu. Porte-de-Vincennes’deki Yahudi marketinde ise Coulibaly öldürülürken, 4 rehine de yaşamını kaybetti. Diğer rehineler sağ olarak marketten çıkartıldılar; ancak dördü ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Coulibaly’ye eylemlerinde eşlik ettiği düşünülen 26 yaşındaki kız arkadaşı Hayat Boumediene ise hâlâ ulusal bültenle aranıyor.

Saldırıların örgütsel bağlantıları

Kouachi kardeşlerin matbaada oldukları sırada Chérif Kouachi ile telefon görüşmesi yapmayı başaran BFM-TV çalışanı gazeteci Igor Sahiri bu telefon görüşmesini kaydetti. Telefon görüşmesinde Chérif Kouachi saldırıyı Hz. Muhammed’i korumak için gerçekleştirdiklerini, İslam kanunlarına göre bir saldırıda bulunduklarını, katil olmadıklarını ve saldırıyı El-Kaide adına gerçekleştirdiklerini açıkladı. Saldırının finansal kaynağını ise 2011 yılında Yemen’de CIA tarafından öldürülen El-Kaide’nin internet propagandalarını yürüten imam Anwar al-Awlaki’nin finanse ettiğini söyledi.

İki eylemde bir polis memuru ve 4 rehineyi öldüren Amedy Coulibaly ise kendisi BFM-TV’yi arayarak neden saldırıda bulunduğunu açıkladı. Saldırısını DAİŞ (IŞİD) adına gerçekleştirdiğini söyleyen Coulibaly, Kouachi kardeşler ile Müslümanlık üzerinden ortak olduklarını ve aynı amaca hizmet ettiklerini söyledi. Bireysel tanışıklıkları olmadığını ve eylemlerin ortak planlanmadığını belirtti. Coulibaly daha önce 1995 Paris Metro bombalama eylemlerinden ötürü hapis cezası almıştı.

Chérif Kouachi ile Amedy Coulibaly arasında doğrulanmış bir bağlantı olmamakla beraber, ikisinin de 2003’deki ABD-İngiltere Irak kuşatması sonrası cihadistleri Irak’a göndermek üzere kurulan Paris merkezli Buttes-Chaumont örgütüyle bağlantıları olduğu biliniyor. Hem Kouachi kardeşlerin hem de Amedy Coulibaly ve Hayat Boumediene’nin Paris’teki ABD Konsolosluğu’na bomba saldırısı planladığı için Fransa Cantal’da ev hapsinde olan Djamel Beghal’ı ziyaret ettikleri biliniyor.

9 Ocak gecesi,  Yemen El-Kaide örgütü Charlie Ebdo saldırısını üstlendi.

Fransa hükümetinin tutumu

Saldırganların yakalanma operasyonu devam ederken Başbakan Manuel Valls “Fransa bir dinle değil, terörizmle savaşta,” açıklamasını yapmıştı. Operasyonların tamamlanmasından sonra Hollande da yaptığı basın açıklamasında “Bu fanatiklerin İslam ve dinle ilgisi yoktur,” dedi. 3 gün boyunca ulusal birlik ve sağduyu çağrısı yapan Hollande, basın açıklamasında Pazar günü gerçekleşecek olan Cumhuriyet yürüyüşüne bizzat katılacağını dile getirdi. Direniş, birlik ve protesto kültürü üzerine kurulu Fransa’nın Cumhurbaşkanı olarak herkesi sokak eylemine çağırdı.

Bundan sonra ne olacak?

Paris’te üç gün süren panik hali biraz yatışmış olsa da, birbirinden bağımsız İslamistlerin gerçekleştirmiş olduğu saldırıların devamının geleceği konusunda tedirginlik devam ediyor. Bir ya da birkaç kişinin gerçekleştirdiği bu tarz terör saldırılarına “lone wolf” yani yalnız kurt terör saldırısı deniyor. Her ne kadar saldırıyı El-Kaide üstlenmiş olsa da, benzer saldırıların başka cihadistler tarafından bireysel olarak gerçekleştirilmesinden endişe duyuluyor.

Sadece Fransa değil, Avrupa’da diğer ülkelerde güvenlik önlemlerini arttırmış durumda. Tabii ki bu durum ekstra güvenlik önlemleriyle günlük hayatın devam edemeyeceğini, bu şekilde Fransa’nın bir polis devletine dönüşeceği yönünde eleştiriliyor. Aynı zamanda Müslüman mahallelere ve Müslümanlara karşı yapılabilecek saldırılar da endişe konusu. Bu konuda ne gibi önlemler alınacağı henüz bilinmezken, ne medyada ne de hükümet tarafından herhangi bir kesimi zan altında bırakacak hiçbir açıklama yapılmadığını belirtmek gerek.

Fransa hükümeti ise zorlu bir mücadeleden geçerken, hem ulusal güvenliğin eksikleri hem de terörle mücadelede yapılmış olan hatalar gündemde. Bu saldırıları gerçekleşmeden engelleyemedikleri için Fransa hükümetinin izlediği politika da sorgulanmakta. Bir yandan da saldırıları gerçekleştiren tüm saldırganların Fransa vatandaşı olması Fransa’daki göçmenlerin adaptasyon problemlerinin konuşulması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu durumu kendi çıkarına kullanan Front National’in söylemlerini arttırarak nefret eylemlerini teşvik etmesinden de korkuluyor. Türkiye basın ve kamuoyunda bahsedilen mantık dışı komplo teorileri Fransa’da dile bile getirilmezken, hem Fransa hükümetinin hem de medyasının bu katliamı ellerinden geldiğince profesyonel ve sağduyulu idare ettiğini söylemek mümkün.

Fransa halkı ise birlik ve çoğulculuk ilkeleriyle her gün sokaklarda farklı alanlarda eylemlerine devam ediyor. Eylemlere katılan ve Charlie Hebdo saldırısını kınayan Müslümanların sayısı ise her geçen gün artıyor. Fransa’nın büyük bir testten geçtiği şu dönemde, sağduyu ile ve korkusuzca devam eden eylemler umut veriyor.

(Bu haber T24 için hazırlanmıştır.)

Paris’te demokrasi için beraber ve birbirine kenetli!

08/01/2015

Dilara Gürcü – Paris

Paris’te geçirdiğim en üzücü, en ürkütücü gündü. Neresinden, nasıl anlatsam bilemiyorum. Fransa 1995 yılındaki metro bombalamalarından bu yana en büyük terörist saldırıyı yaşadı. Bir dergi binası hem de koruma altındayken 3 silahlı saldırganın saldırısına uğradı. AK-47’lerin ateşlendiği, roketatarların fırlatıldığı saldırıda 10 gazeteci ve 2 polis memuru hayatını kaybetti. Paris’te OHAL var! Saldırganlar hâlâ dışarıda olduğundan ötürü herkes tedirgin. Başka bir saldırı beklenirken, ofiste herkes binadan dışarı çıkıp çıkamayacaklarını konuşuyor. Benim aklımsa République Meydanı’nda gerçekleşecek dayanışma eyleminde. Akşamki Fransızca dersimi iptal etmek için öğretmenimi arıyorum. Her dersimizin sonunda beraber bir karikatürü incelediğimiz öğretmenimi. Sesi titriyor. “Ben de République’de olacağım” diyor.

İşten izin alarak koşa koşa République yani Cumhuriyet Meydanı’na doğru yola çıkıyorum. Banliyöde yer alan ofisimizin binasında bile tüm çıkışları kırmızı bantlarla kapatmışlar, tek bir kapıdan kontrolle çıkartılıyor insanlar. Metroya vardığımda güvenlik görevlileri ile karşılaşıyorum. Kabinlere fazla insan almıyorlar. Herkesin yüzünden tedirginlik okunuyor. Birkaç durak sonra bir grup genç erkek biniyor metroya. Bindikleri gibi direkt Rusça bir devrim marşı okumaya başlıyorlar. Tedirginliğim azalıyor. Metroda güvenlik nedeniyle République durağının kapatıldığının anonsu geçmeye başlıyor. “Çok fazla insan var herhalde” diye düşünerek seviniyorum.

Eylem alanına yakın bir yerde arkadaşımla buluşuyorum. Gözleri şişmiş ağlamaktan. “Nasıl olur da engelleyemediler bunu,” diye soruyor bana.  “Bunun olacağı çok belliydi.” Meydana doğru yürümeye başlıyoruz ama ilerlemek mümkün değil, yüzlerce insanın arasındayız. Ne internet çekiyor ne de telefonlar. Trafik araçlara kapalı. Geçen yaz katıldığım, sokakları talan ettiğimiz Antifaşist eylemi geliyor aklıma. O eylemdeki coşku, heyecan kimsede yok. Ellerinde mumlarla yürüyen, gözleri yaşlı, başları önde yüzlerce insan.

Eylem alanına yaklaştığımızda gayri ihtiyari tedirginleşiyorum yine. Buradaki her eylemde yaşadığım şaşkınlıkla polisleri arıyor gözlerim. Yoklar ama! Hem de izinsiz bir eylem. Uzaktan polis araçlarının caddeleri kapatmak için koşullandıklarını görüyorum. Robocoplar ortada yoklar; ama araçların içerisindeler. Eylemcilerin güvenliği için oradalar sadece.

Meydana yaklaşınca medya kamyonetlerini görüyorum. Muhabirler ve kameramanlar kamyonetlerin ya da bankların üzerine çıkmış eylemi bildiriyorlar. Bir tanesine eylemde kaç kişi olduğunu soruyoruz. 15 bin diyor.

15 bin kişi! Paris’in göbeğinde, herhangi bir saldırıya açık şekilde, oradayız. Saldırının gerçekleştiği Charlie Hebdo binasından sadece yürüme mesafesinde uzaklıktayız. Ama metrodaki insanların yüzünden okunan tedirginlik hissinin zerresi yok bu insanlarda. İlerledikçe, ellerinde tuttukları kalemleri gökyüzüne kaldıran kitlenin arasına karışıyoruz. O kalemden çıkanları AK-47’lerle eşdeğer gören yobaz zihinlere inat, puslu Paris gökyüzüne doğru sivrilttiğimiz kalemlerle saygı duruşunda bulunuyoruz.

Arkamızda bir adam var. Konuşmaya başlıyor bizimle. “Ben Front Nationel’e (Ulusal Cephe Partisi) üyeyim. Bu çizerleri hiç sevmezdim.” Haklı! Ulusal Cephe ile fena uğraşırdı bu çizerler. “Ama buradayım” diyor. “İfade özgürlüğünü kimse engelleyemez!”

Bir grubun yanan mumlar arasına kalemlerini bıraktığını görüyorum. Etrafında yüzlerce not. Çevresinde halka olmuş insanlar sessizce ağlıyorlar. Fransa Devrimi’nden sonra şekillenen République Meydanı’nda, Cumhuriyeti temsil eden kadın heykeli ve Fransa’nın üç ilkesi özgürlük, eşitlik ve kardeşliği temsil eden üç heykelin etrafındayız. Özgürlük o denli mühim ki Fransa halkı için. Bugün katledilen insanlara karşı yapılmış olan saldırıyı, kendi özgürlüklerine karşı yapılmış olarak görüyorlar!

Önümden bir adam geçiyor. Elindeki pankartta “Hıristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler, ateistler, hepsi özgürlük için birleşiyor!” yazıyor. Teşekkür edip elini sıkıyorum. “Bu olaylar yüzünden Müslüman halkına karşı nefret eylemleri gerçekleştirmelerinden çok korkuyorum” diyor.

Meydandaki heykellerin üstü insan kaynıyor. “Oturun” çağrısında bulunuyorlar. Oturuyoruz. Birkaç dakika sonra “unité” yani “birlik” diye bağırıyorlar ve hepimiz “unité” diye bağırarak ayağa kalkıyoruz.  “Nous sommes tous Charlie!” diye bağırıyor yanımda biri. “Hepimiz Charlie’yiz!” Ben de bağırmaya başlıyorum.  “Ensemble, uni pour la démocratie!” yani “demokrasi için beraber ve birbirine kenetli” diyerek sloganlarımıza devam ediyoruz.

İleride bir adamla röportaj yapıldığını görüyorum. Adı Chiheb Bouanene’ymiş. Elindeki pankartta “Ben Müslümanım, ben Charlie Hebdo’yum” yazıyor. Gözlerim doluyor. “Öldürülen polis memurunun adı Ahmed Merabat’mış” diyor arkamdan birisi. “O da Müslüman olabilir.”

Saatlerce meydanda kalıyorum, tek bir ırkçı veya İslam karşıtı slogan dahi duymuyorum. Çeşit çeşit örgütler var meydanda. Onlarca flama, onlarca bayrak, onlarca pankart. Bir kişi bile çıkıp da bir diğerine “sen burada ne arıyorsun?” diye sormuyor. Birbirine çarptıkça özür dileyen, sigarasını içkisini birbiriyle paylaşan insanlar görüyorum. Ağlamamak için zor tutuyorum kendimi.

Kendi özsaygısı olmayan insanların, ancak başkalarından bekledikleri saygı ile yücelttikleri kutsallar, normlar, değerler. Boris Vian misali hepsini karşıma alıp “kutsallarınıza tüküreceğim” demek istiyorum. 7 Ocak günü tüm Fransa’da toplamda 100 bin insan kurşunlanan kalemler için eylem yapmış.  Bu birlik ve dayanışma hissi olmasa, öfkemi bastırmama imkân yok!

Meydandan ayrılmadan önce mumlarla “Je suis Charlie” (Ben Charlie’yim) yazdıkları alana gidiyor bir mum yakıyorum. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik için. Demokrasi için beraber ve birbirine kenetli insanlar için. Charlie Hobde için. Öldürülen 12, yaralanan 11 kişi için. 8 Ocak 1996 günü polis işkencesiyle öldürülen, katledildiğinde daha 27 yaşında olan gazeteci Metin Göktepe için. Tutuklanan, dövülen, kalemi kırılan, susturulan, arkasında kırık gözlük, delik ayakkabı, devrik bisiklet bırakan basın emekçileri için.Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo 8

Ocak günü için yine République Meydanı’nda anma eylemi çağrısı yaptı. Diğer iller için de eylem çağrıları devam ediyor. 8 Ocak’ı da sokaklarda, dayanışma ile geçireceğiz! Çünkü KORKMUYORUZ!

(Bu haber T24 için hazırlanmıştır.)

Dizleri üzerinde yaşamaktansa, ayakta ölmeyi tercih edenlerin öldüğü gün

07/01/2015

Dilara Gürcü-Paris

7 Ocak 2014 günü Paris saatiyle 11.30 civarı Fransa’da satirik tarzı ile bilinen mizah dergisi Charlie Hebdo’nun Paris’in 11. Bölgede yer alan binasına saldırıda bulunuldu.

Fransızca’da “raison d’etre” diye bir tabir vardır. Bu tabir “var olma sebebi” anlamına gelir. Charlie Hebdo’nun da var olma sebebi dini değerleri satirik mizah tarzı ile hafife almaktı. Fakat özellikle Müslüman kesim tarafından bu mizah tarzı pek de kabul görmedi.

Şöyle düşünün 2014 Noel sayılarında Meryem Ana’yı bacakları açık bir şekilde bacak arasından Hz. İsa’yı doğururken çizdikleri bir kapakları vardı.

2011 yılında Hz. Muhammed’i “genel yayın yönetmeni” atadıkları, kapağında Hz. Muhammed’i çizdikleri ve “Charia Hebdo” (Şeriat Hebdo) ismini verdikleri sayıyı çıkarmadan önce 20. Bölgede yer alan binaları Molotof kokteylleri ile saldırıya uğramıştı.

Bu saldırı yüzünden dergi binalarını değiştirmek zorunda kalan Charlie Hebdo’nun aynı zamanda internet siteleri hacklenmiş ve İslam yanlısı Türkçe ve İngilizce mesajlar paylaşılmıştı.
Bugün öğlen saatlerinde gerçekleşen saldırının videoları internette yayınlanırken, Fransa’da birçok haber kanalı vurulan polise ve ailesine saygılarından ötürü videoları yayınlamayı reddediyorlar.

Saldırganların binaya giriş yapmadan önce “Allahu Ekber” diyerek bağırdıkları video kayıtlarında yer alıyor, görgü tanıkları ise saldırganların binadan çıkarken “Peygamberimizin intikamı alındı” dediklerini söylüyorlar.

Güvenlik güçleri saldırı sonucu 2 polis ve 10 dergi çalışanı olmak üzere 12 kişi öldürüldüğünü açıkladı. 8 kişinin de yaralı olduğu ve 4’ünün durumunun ağır olduğu belirtiliyor.

Independent’in haberine göre, saldırıyı sağ atlatan çizerlerden biri 2 tane maskeli erkeğin kendisine silah zoruyla kapı kodunu girdirdiklerini belirtti. Fransa İçişleri Bakanı Bernard Cazeneuve ise güvenlik güçlerinin şu an 3 erkeği aradıklarını açıkladı.

Paris Metrosu saldırısından sonra en büyük terörist saldırı

Fransa medyası bu saldırıyı, 1995 yazında art arda gerçekleşen Paris Metrosu bombalamalarından bu yana en büyük terörist saldırısı olarak tanımlanıyor. Saldırının derginin günlük toplantı saatinde yapılmış olması ve organize olması, saldırının büyüklüğünü gösterirken, Cumhurbaşkanı Hollande’ın olay yerinde verdiği “Fransa defalarca kez tehdit almış olan bir gazeteye karşı yapılan terörist saldırının şokunda” açıklaması Fransa hükümetinin bu saldırıyı terörist saldırısı olarak tanımladığını gösteriyor.

Eylül ayında IŞİD Fransa hükümetini Paris’te metro bombalama eylemi ile tehdit etmişti. Aynı zamanda geçtiğimiz aylarda Fransa’nın farklı şehirlerinde kendini “cihadist” olarak tanımlayan kişiler tarafından biri polis karakoluna direkt saldırı olmak üzere 3 farklı saldırı gerçekleşmişti. Geçtiğimiz haftalarda da Başbakan Manuel Valls, “ülkemiz hiç olmadığı kadar ciddi bir terör tehdidi altında” açıklamasında bulunmuştu.

Haliyle bu saldırıyı Fransa’nın Orta Doğu’da izlediği politika ile ilişkilendirenlerin sayısı oldukça fazla. Bugünü Fransa’nın 11 Eylül’ü olarak görenler çok.

Saldırıyı Müslümanlar üzerine yıkmak yanlış

Sol kesimin bu olaya bakış açısı ise oldukça farklı. Aylık sol gazetesi Le Monde diplomatique’in editörü France24’e verdiği röportajda yaşanan olayları tamamen Müslümanlar üzerine yıkmanın çok yanlış sonuçlar doğuracağını açıkladı ve bu nedenle haberi farklı bir biçimde yayınlayacaklarını söyledi. Fransa’da yaşayan Müslüman kitleyi hedef gösterdiği zaman, bu kitlenin uğrayacağı saldırılardan tedirginlik duyduğunu dile getirdi.

Bir noktada haklı bir bakış açışı aslında bu; çünkü an itibariyle Charlie Hebdo binasının etrafında toplanan halk oldukça sinirli ve olay yerinden bildiren muhabirler çok fazla sayıda ırkçı ve İslam karşıtı sloganların atıldığını söylüyorlar.

Bir yandan bugün Paris saati ile 16.00 civarında Paris’in kuzey banliyösü Sarcelles’de bir sinagogun önünde alev alan bir araba panik yarattı. Sarcelles Belediye Başkanı François Pupponi bunun sadece bir kaza olduğunu ve terörist saldırı ile alakası olmadığını açıkladı.

Elysée Sarayı’nda bayraklar yarıya indirildi

Elysée Sarayı’nda bayraklar yarıya indirilirken, Fransa hükümeti acil durum toplantısına girdi. Fransa’da şu an “aktif terörist atak alarm hali” var. Bu Fransa güvenlik sisteminde, terörizme karşı en yüksek önlemin alındığı durum. Yani OHAL durumu söz konusu. Sokaklarda zırhlı araçlar gezerken, tüm okulların gezileri iptal edildi. Müzelere, tüm medya binalarına, toplu taşıma istasyonlarına ve garlara ekstra polis koruması getirildi. Polisler özel eğitilmiş köpekler ile sokaklarda patlayıcı arıyorlar.

Asla büyük satış oranlarına sahip olmamış olan Charlie Hebdo’ya bugün itibariyle üye olma kampanyası başlatıldı. Fransa’nın en ünlü 2 karikatüristinin de arasında bulunduğu toplamda 10 gazetecinin öldüğü bir saldırıdan sonra artık bu dergiye destek gelecek olması ne kadar anlam ifade ediyor inanın ki bilemiyorum.

Şu an Fransa’nın farklı şehirlerinde dayanışma eylemleri düzenlenmekte. Bazı sokaklarda mağazalar destek amaçlı camlarına Charlie Hebdo nüshaları asarken, eylemlere katılan kişiler “Je suis Charlie” (Ben Charlie’yim) pankartları taşıyorlar. Birçok medya kuruluşu hatta ABD konsolosluğu da dâhil olmak üzere, sosyal medya profillerini Je suis Charlie resmi ile değiştirdiler. Sokak eylemlerine katılan vatandaşlar ellerinde taşıdıkları kalemleri havaya kaldırarak basın özgürlüğünü desteklediklerini gösteriyorlar.

Bu saldırıyı yükselen agresif İslam ve cihadist saldırısı olarak görenler de var, basın özgürlüğüne bir müdahale olarak görenler de. Bugünkü saldırıda hayatını kaybeden Charlie Hebdo yayın yönetmeni Stéphane Charbonnier, bilinen adıyla Charb 2012’de verdiği bir röportajda şöyle demişti:

“Çcouklarım, karım, arabam ya da kredim yok. Söyleceklerim biraz fazla abartılı gelebilir ancak dizlerim üzerinde yaşamaktansa, ayakta ölmeyi tercih ederim.”
Basın özgürlüğü adına, ayakları üzerinde dimdik duran, aldıkları tehditlere rağmen asla geri adım atmamış olan ve korkmamış olan bu basın emekçilerinin önünde saygıyla eğiliyor ve an itibariyle République meydanındaki anma eylemine doğru yola çıkıyorum.

(Bu haber T24 için hazırlanmıştır.)

Fransa’da devletin “aile karşıtı” politikalarına karşı düzenlenen eylemler

06/10/2014

3 Ekim Pazar günü on binlerce insan, Paris ve Bordeaux sokaklarında Fransa hükümetinin “aile karşıtı” politikalarını protesto etti.  Devletin “ailefobik” politikaları olarak tanımladıkları ise yasal olmayan taşıyıcı annelik; lezbiyen çiftlere Fransa hükümeti tarafından yasal olarak sağlanan sunî döllenme hizmeti ve devlet okullarında yeni uygulanmaya başlanan “Cinsiyet Teorisi” eğitim sistemi.

Aslında bu protestoyu organize eden kolektif “Manif Pour Tous” (Herkes İçin Eylem) 2012 yılında, “Marriage Pour Tous” (Herkes için Evlilik) yasasına karşı kurulmuş bir kolektif. Dün düzenledikleri eylem ise ilk eylemleri değil. Bu kolektif, Fransa’nın sağ kanat partilerinden, herhangi bir parti sempatizanı olmasa da Katolik veya Müslüman dindar kesimden ve geleneksel, muhafazakâr kesimden büyük destek aldı.  Kolektifin ismindeki yaratıcılık (!) bir kenara dursun, Fransa’da eşcinsel evlilik yasasına karşı oldukça agresif bir kampanya ile “geleneksel aile yapısının” bozulmaması adına birçok eylem düzenlemişler ve başarısız olmuşlardı. Nitekim Mayıs 2013 itibariyle, Fransa’da aynı cinsiyetten olan bireyler kanunen evlenebilme hakkına kavuştular.

Gelgelelim, Manif Pour Tous, bu kanunun geçmiş olmasına rağmen eşcinsel çiftleri rahat bırakmaya niyetli değil. Bu sefer de eşcinsel bireylerin, taşıyıcı annelik veya yapay döllenme yollarıyla çocuk sahibi olabilmelerini ve Fransa’da 2014-2015 eğitim yılı itibariyle resmi olarak uygulanmaya başlanan “Cinsiyet Teorisi” eğitim sistemi protesto ediyorlar.

Fransa’da 1994 yılından beri taşıyıcı annelik yasal değil; fakat çocuk sahibi olmak isteyen eşcinsel Fransa vatandaşları, yasal olan ülkelerdeki taşıyıcı anneler ile anlaşıyor ve kendi spermleriyle bu kadınların hamile kalmasını sağlıyorlar. Biyolojik olarak babaları oldukları bu çocuklar doğduktan sonra, çocuklarıyla birlikte Fransa’ya geri döndüklerinde, çocuklarının kendi nüfuslarına geçirilerek Fransız vatandaşı olmasını talep ediyorlar. İnsan ticareti, kölelik ve etik değerler anlamında çok fazla tartışmaya sebebiyet veren bir konu bu tabi ki de.

Eşcinsel evlilik yasasının geçmesinde büyük rol oynayan Fransa Adalet Bakanı Christiane Taubira, Ocak 2013’de taşıyıcı anneliğin yasal olduğu ülkelerde çocuk sahibi olan Fransa vatandaşı erkeklerin, bu çocukları Fransa’ya getirebilme ve Fransa vatandaşı olarak nüfuslarına geçirebilmeleri için bir yasa talep etmişti. Büyük tepkiyle karşılanan bu konu Haziran 2014’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Fransa’da bu durumun yasak olmasının insan haklarına aykırı olduğunu ve bu çocukların Fransa vatandaşlığına geçirilme hakkına sahip olduğunu açıklamasıyla tekrardan gündeme geldi. Sonuç olarak bu durum yasal olmasa da, Pazar günkü eyleme destek veren birçok kişi Taubira’nın ve AİHM’nin açıklamalarının bu duruma cesaret verdiğini düşünüyor.

Bunun dışında Eylül 2014’den beri Fransa’daki lezbiyen çiftler artık yasal olarak sunî döllenme metotları ile hamile kalabiliyorlar. Haliyle Fransa’da yaşayan lezbiyen çiftler, artık evlenme haklarının olması dışında bir aile kurmaya da yasal olarak hak kazandılar. Fakat Paris’te toplanan 70.000 ve Bordeaux’da toplanan 7.500 civarı kişiye göre eşcinsel çiftlerin bir aile kurmaya hakları yok. Çünkü bir çocuğun, toplumun genel normları doğrultusunda kadın bir anne ve erkek bir babası olması gerektiğine, başka türlüsünün çocuğun gelişimine zarar verdiğine inanmaktalar.

“Cinsiyet Teorisi” eğitim sistemi ise, 2013-1014 eğitim yılında Fransa’da 200 civarı ilkokulda pilot olarak uygulandı ve bu eğitim yılında resmi olarak yürürlüğe girdi.  Bu sistem, çocuklara ilkokul itibariyle, her ne kadar doğuştan biyolojik olarak cinsiyet farklılıkları olsa da, cinsiyet kimliklerinin ve bunların yarattığı farklılıkların toplum tarafından yapılandırıldığını öğretiyor. Çocuklar bu sistem sayesinde cinsiyet rolleri altından ezilmeden, istedikleri bireyler olabilme özgürlüğüne erişecekler. Fakat “Manif Pour Tous” tabi ki buna da karşı. İnsanların doğuş itibariyle erkek veya dişi olduklarına, erkeğin ve dişinin belirli rolleri olduğuna ve devletin bu rolleri manipüle etmeye çalıştığına inanıyorlar.  Bu eğitim sistemi yüzünden çocuklarının eşcinsel olmasından korkan ebeveynler de var.

Fransa’da toplumun geleneksel normlarını ve geleneksel aile yapısını tutucu bir şekilde korumaya kendilerini adamış bu kolektifin düzenlediği eylemlere daha çok şahit olacağız gibi. Yine de geçtiğimiz eylemlere oranla katılım oranının oldukça az olması umut verici.

Protesto kültürünün oldukça yaygın olduğu bu ülkede, vatandaşlar birçok hakkı örgütlenerek ve düzenledikleri eylemler sayesinde kazandılar. Haliyle evet, eylem yapabilmek herkesin hakkı. Fakat kendi sahip olduğu hakları, kendisi gibi olmayan birinin sahip olmasına karşı eylem düzenleme cüretinde bulunmak da, sanırım bu eylem kültürünün doğurduğu negatif sonuçlarından biri.

(Bu yazı aynı zamanda T24‘de yayınlanmıştır.)