Kadına şiddete karşı yardım bir telefon uzağınızda!

02/07/2017

Sosyal medyanın artık hayatımıza iyice girdi ve kendimizi ifade edebildiğimiz, dayanışma için destek isteyebileceğimiz bir yer platform hâline gelmiş olmasından ötürü son zamanlarda sosyal medyada şiddete uğramış ya da şiddete uğrayan birini tanıyan birçok farklı kadının dayanışma talep ettiğine şahit oldum. Toplu taşımada taciz olayları ise aslında her zaman sıklıkla gerçekleşen bir durumdu; ancak sosyal medya sayesinde ifşa vakaları artık daha çok görünürlülük kazandı. Bir kadının tacize uğradığında sesini çıkarabilmesi ya da uğradığı sistematik şiddetin içinden çıkabilmesi hiç de kolay değil. Sosyal medya elbette hem farkındalığı arttırmak için hem de dayanışma oluşturmak için çok kuvvetli bir platform. Fakat aynı zamanda şiddet vakalarında uzmanların desteğini alarak da ilerlemek gerekiyor. Bu noktada Türkiye’de yardım alabileceğimiz mecralardan bir tanesi de Aile İçi Acil Şiddet Hattı.

2003 yılında Hürriyet gazetesinin kurduğu bu hat 2014 yılından itibaren Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu tarafından işletiliyor. Hattın kullanımını yaygınlaştırmak ve hattın nasıl işlediği, nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda bir rehber oluşturabilmek adına Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ile görüştüm. Kendisi tüm süreci adım adım anlattı.

Tek yapılması gereken, 7/24 hizmet veren 0212 ya da 0549 656 96 96 numarasını aramak

Her ne kadar hattın adı “Aile içi Şiddet hattı” olsa da hattı herkes arayabilir. Şiddete, tacize uğrayan veya şahit olan biriyseniz tek yapmanız gerek 0549 656 96 96 – 0212 656 96 96 numarasını aramak. Bu hat Eylül ayı itibariyle 7/24 ulaşılabilir olacak. Sonbahar itibariyle de hem Kürtçe hem de Arapça destek vermeye başlayacak.

Örneğin otobüste tacize uğradınız ya da birinin tacize uğradığına şahit oldunuz, hattı aradığınızda şiddet konusunda uzman kadın psikologlar size nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini anlatacaklar. Ya da şiddete uğrayan birini tanıyor ancak nasıl yardımcı olacağınızı bilemiyorsunuz, yine hattı arayarak arkadaşınıza nasıl destek olabileceğiniz konusunda psikolojik ya da hukuki yardım almanız mümkün.  Şiddete uğrayan kişi siz de olabilirsiniz; bunu başkalarıyla konuşamıyor ve utanıyor olabilirsiniz. Bu acil yardım hattı size izlemeniz gereken tüm adımları anlatacak, sizi yargılamayacak, sadece size destek olmak için sizinle konuşacak kadınlarla iletişim kurabilmeniz için var. Belki şiddet gördüğünüz ailenizden ya da birlikte olduğunuz kişiden ayrılamıyor ancak psikolojik olarak desteğe ihtiyaç duyuyorsunuz, yine bu hattı arayarak kadın psikologlarla konuşabilirsiniz.

“Çaldırıp kapatabilirsiniz, biz sizi hemen arıyoruz”

Şiddet anında oradan uzaklaşabilmek adına ya da kontörünüz yoksa faturanızı ödeyemiyorsanız, acil destek hattının numarasını çaldırıp kapattığınızda onlar sizi hemen geri arıyorlar. Bu konuda da bir endişe duymanıza gerek yok.

Öncelikli olarak ihtiyacınız olan şey, şiddete uğrayan kişi olarak ya da şiddete uğrayan kişinin tanıdığı olarak haklarınızın ne olduğunu bilmek. Hattı aradığınızda psikologlar size yaşınız, evlilik durumunuz, çocuğunuzun olup olmadığı, çalışıp çalışmadığınız gibi bilgileri soracaklar. Sonrasında size haklarınızın ne olduğunu anlatacak ve neler yapabileceğinizi aktaracaklar. Darp raporu nasıl alınır, uzaklaştırma nasıl çıkartılır, avukat nasıl tutulur, maddi imkânınız yoksa baroların ücretsiz hukuki desteğinden nasıl yararlanırsınız, sığınağa geçiş nasıl sağlanır, bu ve bunun gibi birçok prosedürü size anlatarak bilgilendirme sağlayacaklar.

“5-6 dakikada ulaştığımız evler oldu”

Bazı durumlarda kadınlar ölüm tehlikesini hissedene kadar yardım talep edemeyebiliyorlar. Bu çok doğal bir durum ve bu raddeye kadar yardım talep etmemiş olmak asla utanılması gereken bir şey değil. Eğer şiddete uğrayan kişi sizseniz ya da şiddete uğrayan birinin yanındaysanız, şiddet anında aradığınızda da acil yardım imkânı var. Aradığınızda tek yapmanız gerek adınızı, şehrinizi ve adresinizi vermeniz. Psikologlar acilen Emniyete bağlanarak olay yerine araç gönderilmesini sağlıyorlar. Canan Güllü “5-6 dakikada ulaştığımız evler oldu” diyerek anlatıyor bu ivedi müdahale vakalarını.

Barolar Birliği, Aile Bakanlığı, Emniyet ve Jandarma ile ortak çalışıyoruz”

Genel olarak kadına şiddet vakalarındaki sonuçsuzluktan ötürü Emniyete karşı bir güvensizlik var hepimizde. Elbette birçok kadının Emniyete gittikten sonra “kendi aranızda çözün” cevabını alarak evine dönmek zorunda kaldığını ya da çantasında uzaklaştırma kararıyla katledilmiş kadınların vakalarını biliyoruz, bu vakalar sisteme olan inancımızı düşürüyor. Ancak Canan Güllü ile konuştuğumda Acil Yardım Hattı olarak Emniyet ve Jandarma ile çok yakın çalıştıklarını ve Emniyetin hat aracılığıyla gelen her vakayla öncelikli olarak ilgilendiğini anlattı. Acil Yardım Hattı şiddet gören bir kadının evinden ayrılabilmesi için takip etmesi gereken süreçte bir aracı rolünü oynuyor diyebiliriz aslında. Örneğin bir şiddet vakasında önce Emniyeti arayarak eve ekip gönderilmesini sağlıyorlar, ardından Aile Bakanlığını arayarak o ilin müdürlüğünden bir psikoloğun Emniyetle birlikte eve gönderilmesini sağlayabiliyorlar. Bu psikolog sayesinde kadının ifade verme süreci kolaylaşabiliyor. Baro Kadın Komisyonunu arayarak ve davanın bilgilerini baro ile paylaşarak şiddet gören kadının davasına o ildeki barodan ya da bir dernekten ücretsiz avukat atanmasını sağlıyorlar. Canan Güllü’nün belirttiğine göre tüm davalarda savunmalar Türkiye’nin imzalamış olduğu İstanbul Sözleşmesi’ne dayanıyor.

Evden ayrılma süreci

Şiddet vakalarında sürecin en hassas noktalarından biri kadının şiddet gördüğü evden ayrılması. Bilhassa ekonomik özgürlüğünüz yoksa bu süreç sizin için çok daha zor olabiliyor. Bu noktada ilk ihtiyaç kadınları güvenli bir sığınağa yerleştirmek oluyor. Aile Bakanlığı ile ortak çalışarak bu süreç yönetiliyor. Kadınlar dilerlerse yalnız, dilerlerse çocuklarıyla birlikte sığınaklarda kalabiliyorlar. Fakat elbette bu konuda kadınların da çok dikkatli olması gerekiyor; çünkü sığınakların yeri gizli olmasına rağmen, bazen ifşa olma ihtimali olabiliyor ve şiddet uygulayan erkekler bu sığınakların etrafında gezinerek kadınlarla tekrardan irtibat kurmaya çalışabiliyor. Burada en önemli noktalardan birinin kadınların telefon numarası değiştirirken kendi isimleri üzerine numara almaması olduğunu söylüyor Canan Güllü. Yakınlarını ararken de telefonlarını gizlemenin bir yöntem olduğunu aktarıyor. Çünkü şiddet uygulayan erkek bu telefon numarasına eriştiğinde kadını arayabiliyor ya da telefon operatörlerine giderek kadınların adres bilgilerine erişebiliyorlar.

“Kadınların iş bulmasına yardımcı oluyoruz”

Adım adım ilerleyen bir süreçten bahsediyoruz burada. Önce güvenlik güçleri ve psikolog desteğiyle şiddet uygulayan erkekten ve şiddet uygulanan evden ayrılma süreci yaşanıyor. Bu ayrılık gerçekleştikten sonra ya sığınağa ya da güvenilir bir tanıdığın yanına yerleşiyor kadınlar. Bir yandan psikolojik destek devam ederken, bir yandan da hukuki süreç başlıyor. Tüm bunlar hattın ekip çalışması yürütmesi sayesinde oluyor ve tamamen ücretsiz bir destek. Fakat kadınların kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için ekonomik gelire ihtiyaçları var elbette. Bu noktada da Aile İçi Şiddet Hattı ekibi özel sektörden birçok farklı firmayla anlaşmalı oldukları için, bu firmalarda iş olanağı sağlayabiliyor kadınlara. Bu arada anlaşmalı olunan bu firmalarda aynı zamanda şiddet üzerine eğitimler veriliyor. Erkek şiddetinin sınıfı yok, eğer o şirkette çalışan bir kadın şiddete uğrayıp hattı aramış ise, bu aramalar raporlanıyor ve şirketlere isimsiz olarak bildiriliyor. Böylece işverenler şiddete maruz kalmış kişinin ismini bilmeseler de, kendi firmalarında çalışan ve şiddet gören kadınların varlığından haberdar olabiliyorlar, eğitimleri bu bilginin ışığında düzenliyorlar.

Aile içi şiddete maruz kalan gençler için olasılıklar neler?

Şahsen benim en çok merak ettiğim kısım buydu; çünkü bizzat konuştuğum lise ve üniversite öğrencisi genç kadınlar var ve ekonomik olarak babalarına bağlı oldukları için hem evden ayrılamıyor, hem annelerine uygulanan şiddete tanık oluyor, hem de bazen kendileri de şiddete maruz kalıyorlar. Canan Güllü bu genç kadınların da hattı aramalarını öneriyor. Hattı arayan kadınların durumu hem Aile Bakanlığına hem de okullarındaki rehber öğretmenlere bildiriliyor; ancak korkmanıza gerek yok çünkü aramayı sizin yaptığınız gizli tutuluyor. Evden anneniz ile birlikte ayrılıp sığınağa yerleşebilir; açılacak dava sonucu babanızdan alacağınız nafaka ile ekonomik destek alabilirsiniz. Henüz lise ve üniversite yurtları ile yapılmış bir anlaşma olmadığından şu an için tek olasılık sığınak ama Canan Güllü gelecekte yurtlar ile de anlaşma yapmak istediklerini ve burs talebinde bulunacaklarını belirtti. Bu genç kadınlar için çok güvenli bir kaçış olanağı olacaktır.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu hattın bilinirliliğini ve kullanımı arttırmak için var gücüyle çalışıyor. Eğer şiddete uğruyor veya uğrayan birini tanıyorsanız hattı arayarak siz de destek alabilirsiniz.

(Bu yazı 02/07/2017 tarihinde T24‘de yayınlanmıştır.)

Advertisements

Feminist erkek olur mu?

21/02/2015

Kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olması gerektiğine inanıyor musun?

– Tabii ki!

Bu haklar için mücadele etmek gerektiğine inanıyor musun?

– Tabii ki!

O zaman sen de feministsin!

– Hayır değilim! Kadın hakları için neden ben mücadele edeceğim?

 Ataerkinin sana sunduğu sahte konforu anlaman ve bununla mücadele etmen gerek.

–  Kadınlar mücadele edip alsınlar haklarını, ben neden uğraşmalıyım ki bunun için?

Ataerkinin kadınlardan aldığı ve en başından beri zaten sahip olmaları gereken haklardan mı bahsediyorsun?

– Bu konu beni ilgilendirmez, bu benim değil, kadınların mücadelesi.

Bir zamanlar çok sevdiğim bir erkek ile aramızda geçen bir diyalogdu bu. Bu ve bunun gibi yüzlercesi üzerine tartışmıştık defalarca. Gösterdiği direnci kendimce haklı görmeye çalışmıştım hep. Ne de olsa erkekti ve doğuştan penis sahibi olmanın ona kazandırdığı genel geçer saygıyı anlamıyordu. Doğuştan penis sahibi olmanın ona yüklediği zorluklarla mücadele etmesi gerektiğini de anlamıyordu. Feminist olmayan bir erkekle beraber olmayı kendime yediremediğimden, her şey penis yüzünden diyor, onu haklı çıkarmaya çalışıyordum kendimce. Penisli heteroseksüel feministler. Olur muydu ayol öyle şey?

Şimdi o ve onun gibiler Özgecan Aslan’ın katledilişinden sonra kadın dayanışmasına destek olma kararı almışlar. Daha doğrusu kadın cinayetlerini, taciz ve tecavüzü önleme odaklı bir dayanışma içerisindeler. Bu güzel bir başlangıç; fakat bunu yaparken soruna kendilerini müdahil etmeden, sorunu nasıl çözecekler ki? Her erkek tecavüzcüdür, tacizcidir, her erkek potansiyel suçludur demiyorum tabii ki, tecavüz ataerkinin sorunudur diyorum. Ataerkiyi devirmediğimiz müddetçe, sadece tecavüz değil, ataerkiyle beraber gelen bütün sorunları yaşamaya devam edeceğiz diyorum.

Şimdi öncelikle şu konuya bir açıklık getirelim. Kimse kimsenin emaneti değildir, kimse kimsenin sahibi de değildir. Kadını korumak erkeğin sorumluluğunda değildir. Kadını korunmaya muhtaç ikinci bir cins olarak gördüğümüz anda, kadının acizliğini deklare etmiş oluruz. “Aynısını anana, bacına yapsalardı ne olurdu?” üzerinden sahiplenmeci bir tavırla da engelleyemezsiniz tecavüzleri. Ana, bacı olmayan kadınlar ne olacaklar? Hani şu “sahipsiz” dediğiniz kadınlar. Ananıza, bacınıza, eşinize sahip çıkmak zorunda olduğunuz bir düzende, tecavüzler biter mi sandınız? Sahip çıkamadığınız zaman ne olacak? Birileri demiş ki dolmuşta son kalan “bayan” inmeden dolmuştan inmeyeceğiz. O “bayan” dolmuştan indikten sonra ne olacak? Kadınlar sadece dolmuşta mı tecavüze uğruyor? “Kendi ağacımın meyvesinin tadına bakamayacak mıyım?” diyen babalar ne olacak? Mesela KADEM’in “adam olan erkek kadına el kaldırmaz, önce adam ol” kampanyası da, şiddeti “adam” tanımı üzerinden kaldırmayı hedeflediğinden tamamen yanlış. Eril dille yapılan adam tanımı da ataerkinin bir parçası çünkü. Ya da mesela şu aralar sosyal medyada Hindistan’dan bir video dönüyor. Bir genç kız sokakta yalnız yürürken iki erkek onu sıkıştırıyorlar. Kız korkuyor ve hiçbir şey yapamıyor. Birden kızın etrafında farklı erkekler çember oluşturup kızı koruma altına alarak tacizcileri kovuşturuyorlar. Bir kadın, bir erkekten, yine başka bir erkek tarafından kurtarılıyor. Şu prensesleri kurtara kurtara erkeklik egonuzu şişirdiğiniz yetmedi mi artık? Şimdi bu paragrafın tamamı zaten feminist ideolojinin f’sini dahi anlayamamış olan, erkekliği güç üzerinden tanımlayan maço ve sahiplenmeci erkeklerimiz içindi. Onlara literatürde “iyi huylu cinsiyetçiler” deniyor. Taciz, tecavüz etmezler; ancak sorunun çözülmesine de katkıda bulunmazlar. Zaten onlar bu paragrafı yarısında okumayı bıraktıkları için, şimdi geri kalanlarla devam edelim.

Kadına yönelik şiddeti, tecavüzü ve cinayetleri, bireysel erkek sorunu olarak görerek, o erkekleri “hasta” “sapık” vs tabirlerle tanımlayarak, sorunun sosyolojik ve kültürel boyutunu reddetmiş oluyoruz. Sorun çözülecekse, hem kadın, hem de erkeğin kolektif algısının değişimi ile çözülecek. Ataerkinin ne olduğunu anlayarak ve bununla mücadele etmek için feminist ideolojiyi benimseyerek çözülecek.

Daha önce defalarca kez tanımladım. Tekrar tanımlayayım: feminizm; politik, ekonomik ve sosyal hakların her iki cinsiyet için de eşit olarak tanımlanması, kurulması ve savunulması anlamına geliyor. Erkeklerin ve kadınların eşit haklarla muamele görmesi, her iki cinsiyetin de yararına olacakken, kendini bu mücadeleye müdahil görmeyen erkekleri ve erkeklerin bu mücadelede yer almasını tercih etmeyen kadınları anlamakta güçlük çekiyorum. Evet, feminist eylemleri gasp eden ve mücadeleyi bir erkek mücadelesine çevirmeye çalışan, eril ve sahiplenmeci bir dille feminist ideolojiyi çarpıtan erkekler yok değil. Onları geçelim. Bir erkek ne kadar feminist olabilir? Bu kısım da tartışılır; ancak bir erkek neden feminist olmalıdır, bunu anlatmak istiyorum biraz.

Ataerkinin birincil tohumu olan kadın düşmanlığı yani mizojiniyi biraz açmak gerek. Çünkü mizojini tanımında aynı zamanda dişi ve feminen olan her şeyi aşağılama ve yok sayma da var. Bu noktada feminenlikle bağdaştırılan her türlü sıfat – duygusal, pasif, sessiz, nazik, özgüvensiz, masum, güçsüz, anaç, yumuşak, itaatkâr – hangi cinsiyet tarafından gösteriliyor olursa olsun aşağılanır ve komik bulunur. Erkeklerin üzerine doğuştan yüklenen maskülenlikte bu sıfatlara yer yoktur. “Kız gibi” ağlayamaz erkek çocukları. Pembe giyemez veya bebeklerle oynayamazlar. Düzenli olarak bastırılır insana mahsus olan ama kadınlıkla özdeşleştirilen duyguları. Çok genç yaşta annelerini, kız kardeşlerini, kız arkadaşlarını sahiplenme ve koruma algısıyla büyütürler. Hani “oğullarınıza kadınları korumayı öğretin” diyorsunuz ya, ufacık çocuklara kendileri dışında bir varlığın mesuliyetini yükleyerek, onları nasıl bir eziyete tabi tuttuğunuzun farkında bile değilsiniz. Ataerkil sistemde erkekliğin getirdiği konfor tartışmasız; ancak bu konforun bedeli vardır. Bu erkekliği düzenli olarak koruması ve kanıtlaması gerekmektedir. Feminenlik tehdidi sürekli enselerindedir. Feminenlik gösteren erkekler okul çağında maço erkekler tarafından ezilir, dövülür ve dışlanır. “Köse” erkekle dalga geçilir, kadın aşağılamalarına katılmayan erkeğe “sen i.ne misin?” denir.  Erkekliğini korumanın ve feminen olmadığını kanıtlamanın bazen tek bir yolu olduğunu düşünürler: şiddet.

Büyüdüklerinde para kazanan ve ailesine ekonomik rahatlığı getirecek olan taraf olmak zorundadır heteroseksüel erkekler. Eşleri çalışabilir; ancak onlardan fazla para kazanamaz mesela. Toplum içinde utanç getirir ona bu çünkü. “Yeterince erkek değil miyim?” diye sorgular kendini. Erkeğin “s.kini tutamadığı için” bir yerlere sokması gerektiği algısı da var. Cinsel ihtiyaçlar sadece erkeklerle özdeşleştirilir. Bir erkeğin penisi bir kadın karşısında her zaman dik ve hazır olmalıdır. Bu baskıyla gelen ereksiyon, erken boşalma sorunları ile cinsel hayatı rezil olan erkekler çok mesela. Kendinden bir parça olan çocuğunun bakımını da üstlenemez ayrıca erkekler. Evde çocuk bakan erkek ile ofiste para kazanan erkek aynı statüde konumlandırılmaz. Çocuklarından mahrum bırakılır erkekler. Çocuk bakımından, iletişiminden,  duygusal bağdan ve daha nicesinden. Ataerkil sistem sadece kadınları ve LGBTİleri değil, heteroseksüel erkekleri de zincirler.

Bırakın bazı erkekler bu zinciri görmeden, içinde bulunduğu sistemin sahte konforu içerisinde ayrıcalıklı penisler olarak yürümeye devam etsinler. O erkeklerin ellerinde tuttuklarını sandıkları güç tanımını değiştirdiğimiz zaman, güç erillikten geçmeyecek artık. Ha bu arada, bu yazdıklarımla erkekleri mağdurlaştırma ve kurbanlaştırma gibi bir amacım yok.  Ataerkinin kadınların elinden aldıkları ile erkeklerin elinden aldıklarını karşılaştıracak cürete sahip değilim. Ataerki, kadınların birincil hakkı olan yaşam hakkını ellerinden alırken, erkeklerin böyle bir sorunu yok henüz. Kimsenin direnişini bulanıklaştırmak istemem; ancak iki cinsiyetin de sorunu olan cinsiyet eşitsizliği ile mücadele, neden sadece kadınların mesuliyetinde, bunu anlayabilmiş değilim hâlâ.

(Bu yazı aynı zamanda T24‘de yayınlanmıştır.)

Özgecan’ın ardından gelecek feminist direniş

15/02/2015

Öfkeden midem bulanıyor. Sinirlendiğimde eklemlerimi kütürdetmek gibi yeni bir tik edindim. Parmaklarım yazmakta zorlanıyor. 29 yıllık feminist, 1 yıllık feminist aktivistim. Ben feministim deyince yüzüme gülenler bugün Özgecan Aslan’ın yasını tutuyor. Hepsinin suratına tükürmek istiyorum.

2015 yılından 46 günü geride bıraktık. Bu 46 günde Türkiye’de Özgecan da dâhil olmak üzere 37 kadın, erkek şiddetiyle katledildi. Hiçbirinin isimlerini bilmiyorsunuz. Hiçbirinin cinayeti için eylem yapmadınız. Hiçbiri için sosyal medyayı “sallamadınız.” Kadın katliamı var diye çığlık atmaktan sesim çıkmaz oldu, attığım çığlıklara “katliam kelimesi sence de biraz ağır değil mi?” diye soranlar bugün Özgecan için timsah gözyaşları döküyorlar.

Kendini feminist olarak tanımlamaktan utanan erkekler ve kadınlar, bu sistemin değişmesi için kılını kıpırdatmadan toplumsal cinsiyet rolleri içerisinde evcilik oynayan riyakârlar, bugün Özgecan diyor. Kusmak istiyorum. Bugüne kadar katledilen hangi kadın için harekete geçtiler de bugün hassasiyet şovlarını suratımıza sokuyorlar? 13 yaşında başlık parasına satılıp, 50 yaşındaki erkek sahibi tarafından her gün tecavüze uğradığı için canına kıyan bir kız çocuğundan ne farkı var Özgecan’ın? O kız çocuğunun ismini kim biliyor şu an? Kim bahsediyor ondan? Kimse. Çünkü o kız çocuğu eğitim gören bir orta sınıf mensubu değil. Kendilerini o kız çocuğunun yerine koymaktan gocunanların hepsi bugün Özgecan ile bağdaşabiliyorlar. Cesetlerin bile sınıfı var bu düzende. Cinayetin de çekeceği ilgiye göre kategorisi var ayrıca. Vahşet seviyesi arttıkça ilgi de artıyor. Tecavüze uğrayıp, öldürülen bir kadın olarak ayrıca yakılmanız ve parçalara ayrılmanız gerekiyor ki birileri sizden bahsetsin.

Özgecan’ın cinayeti ilk ortaya çıktığında, haberi üçüncü sütundan veren yayın kuruluşları, bu cinayet sosyal medyada gündem olunca haberi manşete taşıdılar. Özgecan’ı umursadıkları için değil, sitelerine “tık” getiren güncel konu olduğu için yapıyorlar bunu. 2011’de Fatih Altaylı’nın eşi tarafından bıçaklanarak öldürülen Şefika Etik’in cesedinin fotoğrafını, Habertürk gazetesinde sürmanşetten cinayet pornosu olarak vermesinden beri ne zaman bir gazetenin ilk sayfasında gördünüz kadın cinayetini? Hadi ama biraz gerekçi olalım, kadın cinayetlerini herkes sözde kınıyor; ama kimsenin umurunda değil. Gündem neyse, hassasiyetimiz de o akıntıda ilerliyor sadece.

Özgecan’ın kayıp olduğu tweetini görmüştüm üç gün önce Twitter’da. Bir pislik o tweete “yahu daha bir gün olmuş, kaybolmamıştır, daha uyanmamıştır, neden ortalığı ayağa kaldırıyorsunuz” yorumunu yazmıştı. Yani diyordu ki “bir adamın koynunda uyuyordur, rahat olun.” Dün, eşi tarafından defalarca tecavüze uğrayan kadın hakkında “ama eşiyse tecavüz değildir ki” diyen adam, bugün Özgecan için direnişte. Dün, “sokak tacizinden usandım” dediğimde bana “ama bu konudan ilgi çekmek için bahsediyorsun” diyen adam, bugün Özgecan için ağlıyor. Dün, “cinsel şiddet içeren küfürlerin kullanılmasından rahatsız oluyorum” dediğim için “yeni bir dil mi üreteceksin” diyen adam, bugün “kadın cinayetlerini durduralım” yazıyor. Pardon da, nasıl durduracağız kadın cinayetlerini? Toplumsal algıyı, normları, genel geçer kabullenmeleri yıkmadan, hadi durduruyoruz cinayetleri deyince, pof diye yok mu olacak kadın cinayetleri? “Senin ananı s.kerim” diyen adamla, seni gerçekten ve senin isteğin dışında s.ken adam arasındaki ilişkiyi anlamadan, nasıl çözeceğiz ki bu sorunu?

3 hafta kadar önce büyük bir çöküş yaşadım. Türkiye’nin farklı yerlerindeki kadınlardan gelen yardım isteği e-mailleri ve onlarca taciz, tecavüz, şiddet, cinayet hikâyeleri arasında “ben tek başıma ne yapabilirim ki” sorusu beynimde yankılanırken, hıçkırıklarımı yutamadım. Başlayıp yazamadığım yazılar, yardım etmek isteyip edemediğim kadınlar üzerime çöktü. Bir tüfek edinmek istedim; silahlı bir örgüt kurmak. Sokak tacizcilerini avlayan sokak timi, kadınları döven erkekleri takip eden ayrı bir tim, tecavüzcüleri avlayan ayrı bir tim ve kadınları katleden adamları katledecek bir tim daha. Delirdiğimi düşünüyorsunuz muhtemelen; ama ben deliliği bile ataerkinin icat ettiğini düşünecek kıvama geldim.

Tamam, madem akıllı olan sizlersiniz, o halde soruyorum, başlı başına erkek olan devletin elinden çözüm beklemek mi özgürleştirecek kadınları? Hele ki Türkiye’de… Kadın erkek eşitliğini yaradılış (o F harfi ile başlayan İslami terimi kullanmayı reddediyorum) üzerinden tanımlayan ve var olmadığını iddia eden bir Cumhurbaşkanı mı engelleyecek kadın katliamını? Belki bilmiyorsunuz ama Türkiye’de bir kadın bakanlığı dahi yok. “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” kapsamında değerlendiriliyor kadınlar. Kadının varlığını sadece aile içinde tanımlayan bu bakanlığın başındaki Ayşenur İslam “Türkiye’deki kadın cinayetlerini sağır sultana duyurmanın anlamı yok” diyebiliyor. Kadın örgütleriyle görüşmeyi dahi reddeden bu “kadın” bakan mı çözecek bu sorunu? Doğan her çocuk için ödeme yapan devlet mi çözecek bu sorunu? Kutsal anneleri ev işçisi haline getiren devlet? Cidden mi? Tecavüzleri engellemek için erkeklere seks işçileri ile sevişebilsin diye ödenek çıkarmayı öneren avukatlar mı çözecek? İdam cezası gelsin diyen kendini bilmezler, hangi ülkede yaşadıklarının bilincindeler mi acaba? İran, Afganistan gibi İslami rejimle yönetilen ülkelerde tecavüze uğrayan kadınların bu suça müdahil olduğu düşünüldüğü için idam edildiğini bilmiyorlar mı? Hadi gelsin idam cezası, padişahımız nasıl uygular onu görürüz hep beraber.

İçim acıyor düşününce, Özgecan ona tecavüz etmeye çalışan minibüs şoförü Suphi Altındöken’e karşı direnmiş. Yüzüne biber gazı sıkmış, yanaklarını tırnaklamış. Suphi Altındöken tırnaklarındaki DNA bulunmasın diye ellerini kesip yakacak bilgiye sahip; fakat bir kadına isteği dışında dokunmaması gerektiği bilgisine sahip değil. Caydırıcı cezalar olsun, olsun tabi de, caydıracak bilinci kim verecek bu adamlara? Devlet baba mı? Okul mu? Yoksa kolektif toplum algısı mı?

Sen vereceksin bu bilinci. Biz vereceğiz. Feminizm ideolojisini benimsemiş toplum verecek. Kadın hakları için mücadele veren halk verecek. Geçen gün bacak bacak üzerine atarak otobüste oturduğu için tekme yiyen bir kadın direndiğinde “yahu bir tekme altı üstü, neden abartıyorsun” diyen insanlara karşı sesini çıkaranlar verecek. Sokak verecek cevabı. Düzenli eylemler verecek. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verecek. Bu platforma verilen destek ve yapılan bağışlar verecek. Sokakta bir kadına laf atan adama tepki verme cesaretini gösterenler verecek. Bir vajina ya da penisin insanların kim olduğunu belirlemesine izin vermeyenler verecek. “Kız gibi” davranabilen erkekler, “erkek gibi” olabilen kadınlar, asıl olayın “insan gibi” olmak olduğunu anlatarak verecekler bu bilinci.

Özgecan’ın katledilmesi, diğer tüm kadınların katledilmesinden farklı değil. Katledilen, tecavüze uğrayan, tacize uğrayan, aşağılanan, sırf kadın olduğu için geride bırakılan tüm kadınlara eşit desteğimizi göstermeden bu savaşı tamamlayamayız. Bu sadece kadınların mücadelesi değil, bu tüm toplumun mücadelesi. Dün, bugün ve yarın sokaklarda olan, olacak olan herkese selam olsun. Bu bizim direnişimizin yeni miladı olsun. Tüm kadınları, utanmadan yaşadıkları tacizleri, mücadele etmek zorunda kaldıkları cinsiyetçi anları anlatmaya davet ediyorum. Tüm erkekleri, utanmadan “ben feministim” demeye davet ediyorum. Madem bu kadar yanındasınız Özgecan’ın, bu konuda samimi olarak harekete geçtiğinizi göstermenin zamanı geldi artık.

(Bu yazı aynı zamanda T24 ve Sendika.org‘da yayınlanmıştır.)

2015, örgütlü kadın dayanışmasının yılı olsun

2015 yılının ilk günlerindeyiz. Yeni bir yılın başlıyor olmasından kaynaklı, duygusal anlamda hepimiz öyle ya da böyle etkileniyoruz. Yeni başlangıçlar, yeni hayalleri de beraberinde getiriyor.

Benim de 2015’e dair hayallerim var. Hem de bugün benim doğum günüm. Beklentilerim hem yeni yıldan, hem de yeni yaştan. Oldukça basit bir hayalim var aslında; ama hâlâ yaşadığımız düzende gerçek değil, bir hayal olarak kalabiliyor sadece. İnsanların sırf kadın oldukları için, birincil hakları olan yaşam haklarının ellerinden alınmamasının hayalini kuruyorum.

2014 Aralık sonu Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platfomu’nun yayınladığı rapora göre, 2014 yılında Türkiye’de erkek şiddeti 294 kadını öldürüldü. Bu 294 kadının %25’i 25 yaşın altında. Öldürülme sebepleri: “kendi yaşamlarına dair bir karar almış olmaları.” bianet’in medyada yer alan haberlerden derlediği erkek şiddeti çetelesine göre, 2014’ün ilk dokuz ayında erkekler 88 kadın ve kız çocuğuna tecavüz ettiler, 499 kadına şiddet uyguladılar, 75 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulundular. Medya Takip Ajansı Interpress’in Türkiye’deki ulusal, bölgesel ve yerel iki bini aşkın gazete ve dergideki haberlerden derlediği “Kadına Şiddet” araştırması da gösteriyor ki 2014’in ilk dokuz ayında basında toplamda 61.087 kadına yönelik şiddet haberi yayınlandı.

61.087! Rakamlar, istatistikler, veriler… Canınızı sıkıyor bunlar değil mi? Türkiye’de yüzlerce kadın örgütü “Kadın Katliamı Var” diyerek boşuna direnmiyor ya! “Ben ne yapabilirim ki?” diye soruyorsunuz, biliyorum. Ben de çok sordum bu soruyu kendime. Oysa herkesin yapabileceği, tek başına kadın dayanışmasına destek olabileceği o kadar çok şey var ki.

Ben 2015 yılı ve yeni yaşım için kendime iki tane hediye aldım bugün. “Bir elin verdiğini, öbür el görmesin” derler; ama söz konusu düzenli yardıma ve desteğe ihtiyaç ise, tam tersine bir el versin, bundan bahsetsin ki öbür eli de teşvik etsin. Herhangi bir kadın örgütünü, diğerinden ayrı tuttuğumdan değil, Mor Çatı ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun çalışmalarını yakinen takip ettiğimden, bu yıl için kendime Mor Çatı’dan bir defter, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan da bir 2015 ajandası aldım. 2015 yılını yanımda bu iki ufak hediyeyi taşıyarak geçireceğim. Hayalimi, amaçlarımı, direnişimi hatırlatacaklar hep bana.

Harcadığım rakam: 25 TL. “Bir elin verdiğini, öbür el görmesin.”  “Hem zaten 25 TL’nin lafı mı olur?” Belki birinin bir öğün yemek parası, belki bir ailenin bir haftalık yemek parası. Bağışın miktarı mı belirler samimiyeti, yoksa bağışı yapıyor olmak mı? Aldığınız ürünü bir arkadaşınıza gösterdiğinizde, bağış yaptığınızı anlattığınızda onu da haberdar etmiş olmaz mısınız? Yardım sadece bağış yapmakla mı olur? Bir örgüte sadece üye olmak bile dayanışmaya desteğinizi göstermez mi? Bir örgütün toplantısını düzenlemek, yer sağlamak, eşya göndermek, örgütün yardım ettiği kişilere iş imkânı sağlamak, kendi imkânlarınızda örgütün işleri için emek harcamak, bunların hepsi yine yardım ediyor olmak değil midir? Dayanışma bu değil midir zaten?

Mor Çatı Vakfı Türkiye’de kadına karşı şiddetle mücadelesinde 25. yılına giriyor. 25 yıldır erkek şiddetine maruz kalan kadınlara psikolojik, hukuki ve sosyal danışma hizmeti veriyor. 2014’ün ilk 6 ayında merkeze 504 kadın ve çocuk başvurdu. Gönüllü psikolog, danışman ve avukatlardan destek aldılar. 20 kişi kapasiteli Mor Çatı sığınağında bu süre zarfında 19 kadın ve 23 çocuk, toplamda 42 kişi destek aldı. Mor Çatı Vakfı düzenli olarak erkek şiddeti ile mücadele yöntemleri ve devlet mekanizmalarındaki eksiklikler üzerine kitaplar ve raporlar da hazırlıyor. Yeni yılda tüm dilekleri şiddete karşı olan Mor Çatı Vakfı’nın ürünlerini buradan sipariş edebilir ya da buradan direkt bağışta bulunabilirsiniz. Mor Çatı Vakfı gönüllü başvurusunu ise bu link üzerinden yapabilirsiniz.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 4 yıldır kadın cinayetlerinin önlenmesi adına hem hukuki hem de eylemsel düzlemde aktif çalışma yürütüyor. 2012 yılında 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”un kabul edilmesinde aktif rol oynayan platform aynı zamanda bu kanunun etkin uygulanması için de takipte. Erkek şiddetiyle katledilen kadınların davalarını takip ediyor, davalara müdahil olarak avukat gönderiyor, dava günlerinde eylem düzenliyorlar. 2014 yılında platformun takip ettiği davalardan 15 tanesi sonuçlandı ve platformun dava takibinin de etkisiyle 7 zanlı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Kadınların güldüğü bir 2015 için platformun ajandasına buradan ulaşabilir ya da buradan direkt bağışta bulanabilirsiniz. Gönüllü formuna ise buradan ulaşabilirsiniz.

Türkiye’deki kadın dayanışması sadece Mor Çatı Vakfı ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan oluşmuyor tabii ki! Türkiye’nin dört bir yanında yüzlerce kadın örgütü var. Hepsi de gerek bağış olsun, gerek aktif katılım olsun kadınların desteğini bekliyor. Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği daha önceden hazırlamış oldukları “Kadın Örgütleri Veri Tabanı”nı 2009’da güncelledi. Yaşadığınız şehirdeki kadın örgütlerini merak ediyorsanız listeye buradan bakabilir, şehrinizde bulunan kadın örgütüyle iletişime geçerek kadın dayanışmasına katkıda bulunabilirsiniz.

Kadınlara birincil hakları olan yaşam haklarını; kadını değil aileyi koruyan; anayasaya değil fıtrata bakan; kadının rahmine kadar girmekle kalmayıp, rahminden kaç çocuk üreteceğine karar veren; kahkahasından, etek boyuna; kariyer seçiminden, eğitim biçimine kadar karışan bu erkek egemen hükümet mi verecek yoksa kadın örgütleri mi?

2015 yılı erkek şiddetiyle mücadele eden, cinsiyet eşitliği için örgütlenen, eğitim gören, istediği gibi giyinen, hayatını istediği gibi şekillendiren, gezen, sosyalleşen, sevişen ve kahkahaları ile yaşama tutunan kadınların yılı olsun. Örgütsüz toplumun direnme cesaretini gösteremediği şu düzende, örgütlü kadınların direnişi herkese örnek olsun.

(Bu yazı aynı zamanda T24‘de yayınlanmıştır.)

Medeni cesaretinin bedelini, hayatıyla ödedi: Tuğçe Albayrak

04/12/2014

Kendinizi şu senaryonun içerisinde hayal etmenizi rica ediyorum. Bir restoranda yemek yiyorsunuz, tuvalete indiniz ve kadınlar tuvaletinden çığlıklar geldiğini duyuyorsunuz. Kapıyı açtınız ve içeride bir erkeğin, bir kadını taciz ettiğini görüyorsunuz. Ne yaparsınız?

Bu sorunun yüzlerce farklı cevabı olabilir. Birçoğunun da “tuvalete girer, o adama saldırır ve kadını kurtarırdım” diyeceğine eminim. Ancak çoğu insan böyle durumlarda ne yapacağını bilemiyor. Korku, panik, şaşkınlık, tedirginlik… Bu hislerin hepsi birbirini takip edebiliyor. Haliyle harekete geçecek olduğunu iddia etmek tam olarak gerçekliği yansıtmıyor.

Tuğçe Albayrak. Almanya’da Offenbach şehrinde yaşayan 22 yaşında genç bir kadındı. 15 Kasım günü arkadaşlarıyla McDonald’s’a gidiyor ve yemekten önce aşağı indiğinde kadınlar tuvaletinden çığlıklar geldiğini duyuyor. İçeri baktığında biri 16 diğeriyse 13 yaşında olan iki kızı taciz eden 3 tane erkekle karşılaşıyor. Hemen olaya müdahale ediyor ve kızları kurtarıyor. Restoran görevlilerinin de olaya müdahil olmasıyla saldırganlar dışarı çıkartılıyor.

Tuğçe Albayrak

Tuğçe Albayrak

Olay sonrası Tuğçe arkadaşlarıyla beraber yemek yiyor ve dışarı çıkıyor. Ancak saldırganlar otoparkta onu bekliyorlar. Neredeyse 20 kişinin arasında; saldırganlardan Sanel M. Tuğçe’ye yumruk atıyor ve başına sert bir cisimle vuruyor. Tuğçe darbe sonrası betona yığılıyor.

Bu olay akabinde beyin kanaması geçiren Tuğçe 2 hafta komada kaldı ve sonrasında beyin ölümü gerçekleşti. Tuğçe’nin hayatla bağlantısı 23 yaşına bastığı gün, yani 28 Kasım günü kesildi.

Tuğçe’nin hastaneye yatırıldığı günden itibaren Almanya’nın farklı şehirlerinde Tuğçe için dayanışma eylemleri düzenlendi. Bu süre zarfında yakalanan saldırgan Sanel M. suçunu itiraf etti ve şu an mahkemeyi bekliyor. Tuğçe’nin ölümünden sonra babası yaptığı basın açıklamasında saldırıya uğrayan kızları ifade vermeye çağırdı. Bu kızların çağrı üzerine polise gittikleri bilgisi var; ancak ifadeleri hakkında henüz bilgi paylaşılmadı. Aile hem saldırgandan, hem de gerekli güvenliği sağlamayan McDonald’s görevlilerinden şikâyetçi.

Suçlular cezalarını çekmeli, Tuğçe’nin uğruna öldüğü kızlar da ifade vermeli, evet. Hukuksal anlamda tüm bu süreçlerin takip edilmesi elbette ki gerekli; ancak tüm bunlar gerçeği değiştirmiyor. Tuğçe artık yok!

Merak ediyorum; kadınların taciz, şiddet ve mizojin (kadın düşmanlığı) konusundaki şikâyetlerinin kabul görülebilir hâle gelmesi için illa ki bir kadının ölmesi mi gerekiyor? Kadınlar ölmeden bu konular ciddi bir düzlemde ele alınamayacak mı?

Tacize veya şiddete uğradığımızda, eğer ki kurtulmayı başardıysak; önce bunu kanıtlamamız gerekiyor. Kanıtlamamız da yetmiyor, sonra bunu hak edip hak etmediğimizin ataerkil zihinler tarafından onay görmesi gerekiyor. Ne giyiyorduk, yalnız mıydık, olmamamız gereken bir yerde miydik, söylemememiz gereken bir şeyi mi söyledik, “tahrik” mi ettik, “teşvik” mi ettik, bunların hepsi teker teker sorgulanıyor. Bu ataerkil zihin öyle yerleşmiş ki; hem kadında hem erkekte bunu gözlemlemek mümkün!

Mesela iki hafta kadar önce şarkıcı Nil Burak’ın oğlu Cemre Burak hakkında, bar çıkışı Eda K’ye yumruk attığı için suç duyurusunda bulunuldu. Tahmin edin, Nil Burak’ın bu konu hakkındaki savunması ne? “Benim oğlum da erkek ve delikanlı biri, sinirlenmiş. 22 yaşındaki bir genç kızın gece kulüplerinde her gece ne işi olabilir?” Bu avunma tamamen Eda’nın orada olmaması gerektiği için ve “delikanlı” birini “tahrik” ettiği için o yumruğu hak ettiği üzerine! Bu dursun bi’ kenarda, diyelim ki Eda o yumrukla yere düştü, kaldırıma başını çarptı ve beyin kanaması geçirip öldü, Nil Burak yine aynı açıklamayı yapabilecek miydi? Bu tarz ataerkil savunmalar kadın ölmediği müddetçe geçerli mi?

Kadına şiddet, her boyutta ve düzlemde sürekliliğini koruyor. Ataerkil algıyla kadınlar sahiplenilmesi gereken bir mal olarak görülmeye devam ettikçe, erkekler de bu algıyı kendi mantık çerçevelerinde şekillendiriyorlar. Kadını bir mal olarak gören zihin, itaat etmeyen kadını cezalandırma yetkisini de kendisinde görebiliyor! Tuğçe Albayrak da bu işleyen düzene karşı geldiği için, o erkeklerin taciz ederek haz alma yetkilerine karşı meydan okuma cüretini gösterdiği için erkek şiddetiyle katledildi!

Tuğçe’nin yapabildiğini kaçımız yapabilir? Çok değil daha 1 ay önce İsveç’te gerçekleşen bir sosyal deneyin videosunu** izledim. Deney gereği, asansörde bir erkek, kız arkadaşına hem fiziksel hem de sözsel şiddet uyguluyor. Deney sırasında asansöre binen insan sayısı 53. Bu kavgaya sadece 1 (yazıyla bir) kişi müdahale ediyor. Geri kalan herkes ya arkasını dönüyor, ya telefonuna bakıyor, ya da hemen inmek için düğmelere basıyor. Bu kişilerden bir kadının söylemi durumu o kadar net özetliyor ki aslında: “Ben de buradayım farkında mısınız? Lütfen önce benim inmeme izin verin.” Çok dürüstçe bir cevap; çünkü şiddetin ne olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Görünce anlamamak imkânsız. Ancak görmek istemiyoruz. Gözümüzün önünde olmasını tercih etmiyoruz. Müdahale etmek istemiyoruz. Kaçmayı, yok saymayı, olmuyormuş gibi davranmayı tercih ediyoruz! Bu deney İsveç’te gerçekleşiyor bir de! Kadın hakları konusunda Dünya’da 4. sırada olan ülkede!

Tekrar soruyorum, Tuğçe’nin yapabildiğini kaçımız yapabilir? Kaçımız o müdahalede yaralanma, tecavüze uğrama, öldürülme riskinin olduğunu bile bile, harekete geçme cesaretini gösterebilir? Kimse kimse için canını feda etmek durumunda değil elbet; ancak erkek şiddeti gibi dünya düzeninin öncelikli sorunlarından birine karşı yüzümüzü diğer tarafa döndüğümüzde, bu sorun ortadan kalkacak mı?

Tuğçe Albayrak birçoğumuzun sergileyemeyeceği bir kahramanlık örneği sergiledi. Almanya’da kendisine Federal Liyakat Nişanı verilmesi için change.org sitesinden bir imza kampanyası başlatıldı. Nişanı verme yetkisine sahip olan Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, 100 binin üzerinde imza toplayan bu talebin incelemeye alındığını belirtti. Dün, 3 Aralık günü, Tuğçe’nin cenaze törenine binlerce insan katıldı.

Tuğçe’ye bu nişanın verilecek olmasının, toplumdan aldığı bu büyük desteğin değeri büyük; çünkü Tuğçe bir kahraman. Ancak Tuğçe kadın bir kahraman olduğu için bu sistem onun yaşamasına izin vermedi, bunu asla unutmamak gerekiyor! Tuğçe gibi milyonlarca kahraman kadın var yeryüzünde. Bu kadınlar için, kendimiz için ve en önemlisi eşit düzlemde adalet için bu sisteme karşı harekete geçmek hepimizin görevi değil mi?

**Bahsettiğim sosyal deneyin videosunu buradan izleyebilirsiniz.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu

14/11/2014

“Türkiye’de kadın hakları için kimler ne gibi mücadelede? Kim neyi değiştirebildi ki?” diye soruluyor ya hep; bu soruların cevabı da değişim için elini taşın altına sokmaktan çekinmeyen, kendi haklarını kendi mücadeleleri ile kazanmaya çalışan kadınlardan geliyor. Örgütsüz biat toplumundaki birçok kadın, hakları için “yukarıdaki bir yerlerden” değişim bekleme sürecindeyken; yine aynı toplumun örgütlü kadınları, eşit hakların bahşedilmesini beklemeden, bu hakları kazanabilmek için mücadeledeler.

Bu mücadelede oldukça aktif olan platformlardan bir tanesi de “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu”.  Bu platform, 2010 yılında Adalet Bakanlığı’nın kadın cinayetlerinde son yedi yılda artış oranının %1400 olduğunu açıklaması üzerine, kadınların başta yaşam hakkını elde edebilmesi ve bunu koruyabilmesi adına kuruldu.

2010’dan bu yana hızla büyüyen ve çalışma alanlarını genişleten bu platform, hem hukuki hem de eylemsel düzlemde çalışmalar gerçekleştiriyor. Kadın cinayetlerini durdurmak adına toplantılar düzenleyip, toplantılarda aldıkları kararlar doğrultusunda eyleme geçiyorlar. Sokak mücadelesinde yer aldıkları gibi, sadece protestolardan da ibaret değiller; sundukları çözümlerle devletin her kapısını tek tek çalıyorlar.

6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”un 8 Mart 2012’de kabul edilmesini sağlayan platform, aynı zamanda bu kanunun etkin uygulanması için de takipte. Türkiye’nin dört bir tarafında erkek şiddetiyle katledilen kadınların cinayetlerini takip ediyor, aileleri ile dayanışmaya giriyor, “Sahip Çıkıyoruz” eylemlerini başlatıyor ve davaları takip ediyorlar. Platform sayesinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kadın cinayeti davalarına avukat göndermeye başlamış bile!

Platformun talepleri oldukça net. Birincil olarak devlet temsilcilerinden kadına yönelik şiddetin kınanmasını talep ediyorlar. Bu kınama birçoğuna göre sığ bir talep gibi görünse de, biat kültürü Türkiye topraklarına o denli hâkim ki, kanunun uygulanma biçimi de devlet liderlerinin algısına göre şekilleniyor. 6284 sayılı kanun yürürlüğe girmiş olmasına rağmen ne yazık ki gerek pratik gerekse de bilinç eksikliğinden ötürü, uygulanması hâlâ çok zayıf. Platform temsilcisi Gülsüm Kav’ın bir röportajında da söylediği gibi: “Şikâyet dilekçeleri hakkında kadınlara ‘A4 kâğıtlarımızı bitiriyorsun’ diyen polisler var. Korumanın kâğıt üzerinde kaldığının tam bir itirafı.” Korumanın kanunda da uygulanabilmesini sağlamak için yönetmelik yayınlanmasını dahi sağlamış platform; ancak kanunun uygulanmasıyla sağlanan sonuçlar yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Platform aynı zamanda Ceza Kanununda da caydırıcı ceza düzenlemeleri yapılmasını talep ediyor. 2009 yılından beri TBMM’de Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu var; kadın haklarını ilgilendiren tüm yasa tasarıları da bu komisyonun değerlendirmesinden geçiyor. Komisyonda bekleyen yasa tasarılarına baktığımız zaman “töre ve namus saiki ile işlenen cinayetlere ilişkin cezanın ağırlaştırılmasını öngören” yasa tasarısı Mayıs 2014’den beri komisyonda beklemekte. Türkiye’de kadının erkek şiddeti ile katledilmesinin en mühim sebeplerinden biri töre cinayetiyken, bu konuda alınan ceza bile ağırlaştırılmış değil. Kadın cinayetleri ise töre cinayetleri gibi nitelikli halden sayılmıyor ve çoğu zaman katil kişi “haksız tahrik indirimi” alıyor ve cezası azalıyor. Bu haksız tahrik indirimi ne mi? 2013 Haziran ayında İzmir’de Yeliz Umman’ı başını taş ile ezerek öldüren Yusuf Barlak aldı mesela geçen hafta bu indirimi. Çünkü Yeliz Umman’ın “marjinal” bir kişiliği vardı ve Yusuf Barlak’a “Sen erkek misin?” demişti. Yeliz Umman’ın bu “tahrik edici” sözleri yüzünden katil Yusuf Barlak, ömür boyu değil sadece 15 yıl hapis yatacak. Bu ve bunun gibi örnekler ise neredeyse her kadın cinayeti davasında görülmekte. Zira bu konuda ne TCK kadının yanında ne de kanunu uygulayan ataerkil zihin sahibi, erk sarhoşu kanun “adamları”.

Platform aynı zamanda kadını özne olarak alan ve aileden bağımsız mücadelesini sürdürmesini destekleyecek Kadın Bakanlığı’nın kurulmasını talep ediyor. Zira şu an Türkiye’de artık bir “Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı” bile yok. Bu bakanlık 2011 yılında “Kadın ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” olarak değiştirildi. Bu bakanlık ile kadın, kutsal annelik göreviyle ailenin içerisinde iyice eritildi.  Platform ayrıca cinsiyet ve cinsel yönelim eşitliğini esas alan yeni bir anayasa da talep ediyor.

Zeren Göktan’ın kadınlara ithaf ettiği anıtsayaç’ta 2008 yılından bu yana Türkiye’de erkek şiddeti ile katledilen kadınların sayısı verilmekte. 2014 yılının başından beri Türkiye’de erkek şiddeti ile öldürülen kadın sayısı 240. Demem o ki, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu eylemlerini kuvvetlendiriyor ve taleplerini arttırıyor olsa bile, Türkiye’de işlenen kadın cinayetlerinde bir düşüş gerçekleşmiyor. Bu noktada da “haydi, bu platform çalışsın da biz de sonuçlarını görelim” demek yerine iş başa düşüyor.

Platform katılımcı kitlesini büyütmek ve tüm kadınların sesini duyabilmek için 15 Kasım 2014 Cumartesi günü, İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezinde bir “Kadın Konferansı” düzenliyor. Kadın cinayetleri ve çözüm yollarının konuşulacağı konferans saat 11:00 – 17:00 arasında gerçekleşecek. Sadece kadınlara açık olan bu konferansta, erkek hegemonyasından uzakta, kadın cinayetlerini tartışacak bu kadınlara katılmak istiyorsanız tek yapmanız gereken, konferans merkezine gitmek ve #KadınKonuşursa nelerin değişebileceğini göstermek.

Şahsen benim bu platform konusunda tek bir eleştirim olacak, o da “erkeksiz alan” üzerinden ilerlemesi. Türkiye’de birçok feminist platform, örgüt ve kuruluşta da bunu gözlemliyorum. Erkekleri dayanışmaya dâhil etmek yerine, nefret öznesi haline getirmeyi tercih ettiğini fark ediyorum birçoğunun. Fakat bu platformun öncelik aldığı konu kadın cinayetleri ve bu cinayetleri işleyenler de erkek. 4 yıldır kadın cinayetlerine karşı birçok farklı komisyon eşliğinde örgütlenmeyi gerçekleştirebilmiş; bu denli yol katetmiş bir platformu “Erkeği dâhil etmeden, cinsiyet eşitliğinden nasıl bahsedebilirsiniz?” diyerek eleştirme cüretim ne kadar doğru tartışılır. Türkiye’de feminizm hâlâ kadınların tekelinde en nihayetinde.

15 Kasım Cumartesi gününe gösterilecek katılımı ve bu katılım sonucunda filizlenecek fikirleri merakla bekliyorum. AKP hükümetinin iktidarda olduğu dönemde bile, 4 yıl içerisinde birçok değişime imza atmış bu platformun, büyüdükçe çok daha fazla değişimi gerçekleştireceğinden zerre şüphem yok. Yeter ki desteğimiz tam olsun!

(Bu yazı aynı zamanda T24‘de ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu sitesinde yayınlanmıştır.)