Kadına şiddete karşı yardım bir telefon uzağınızda!

02/07/2017

Sosyal medyanın artık hayatımıza iyice girdi ve kendimizi ifade edebildiğimiz, dayanışma için destek isteyebileceğimiz bir yer platform hâline gelmiş olmasından ötürü son zamanlarda sosyal medyada şiddete uğramış ya da şiddete uğrayan birini tanıyan birçok farklı kadının dayanışma talep ettiğine şahit oldum. Toplu taşımada taciz olayları ise aslında her zaman sıklıkla gerçekleşen bir durumdu; ancak sosyal medya sayesinde ifşa vakaları artık daha çok görünürlülük kazandı. Bir kadının tacize uğradığında sesini çıkarabilmesi ya da uğradığı sistematik şiddetin içinden çıkabilmesi hiç de kolay değil. Sosyal medya elbette hem farkındalığı arttırmak için hem de dayanışma oluşturmak için çok kuvvetli bir platform. Fakat aynı zamanda şiddet vakalarında uzmanların desteğini alarak da ilerlemek gerekiyor. Bu noktada Türkiye’de yardım alabileceğimiz mecralardan bir tanesi de Aile İçi Acil Şiddet Hattı.

2003 yılında Hürriyet gazetesinin kurduğu bu hat 2014 yılından itibaren Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu tarafından işletiliyor. Hattın kullanımını yaygınlaştırmak ve hattın nasıl işlediği, nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda bir rehber oluşturabilmek adına Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ile görüştüm. Kendisi tüm süreci adım adım anlattı.

Tek yapılması gereken, 7/24 hizmet veren 0212 ya da 0549 656 96 96 numarasını aramak

Her ne kadar hattın adı “Aile içi Şiddet hattı” olsa da hattı herkes arayabilir. Şiddete, tacize uğrayan veya şahit olan biriyseniz tek yapmanız gerek 0549 656 96 96 – 0212 656 96 96 numarasını aramak. Bu hat Eylül ayı itibariyle 7/24 ulaşılabilir olacak. Sonbahar itibariyle de hem Kürtçe hem de Arapça destek vermeye başlayacak.

Örneğin otobüste tacize uğradınız ya da birinin tacize uğradığına şahit oldunuz, hattı aradığınızda şiddet konusunda uzman kadın psikologlar size nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini anlatacaklar. Ya da şiddete uğrayan birini tanıyor ancak nasıl yardımcı olacağınızı bilemiyorsunuz, yine hattı arayarak arkadaşınıza nasıl destek olabileceğiniz konusunda psikolojik ya da hukuki yardım almanız mümkün.  Şiddete uğrayan kişi siz de olabilirsiniz; bunu başkalarıyla konuşamıyor ve utanıyor olabilirsiniz. Bu acil yardım hattı size izlemeniz gereken tüm adımları anlatacak, sizi yargılamayacak, sadece size destek olmak için sizinle konuşacak kadınlarla iletişim kurabilmeniz için var. Belki şiddet gördüğünüz ailenizden ya da birlikte olduğunuz kişiden ayrılamıyor ancak psikolojik olarak desteğe ihtiyaç duyuyorsunuz, yine bu hattı arayarak kadın psikologlarla konuşabilirsiniz.

“Çaldırıp kapatabilirsiniz, biz sizi hemen arıyoruz”

Şiddet anında oradan uzaklaşabilmek adına ya da kontörünüz yoksa faturanızı ödeyemiyorsanız, acil destek hattının numarasını çaldırıp kapattığınızda onlar sizi hemen geri arıyorlar. Bu konuda da bir endişe duymanıza gerek yok.

Öncelikli olarak ihtiyacınız olan şey, şiddete uğrayan kişi olarak ya da şiddete uğrayan kişinin tanıdığı olarak haklarınızın ne olduğunu bilmek. Hattı aradığınızda psikologlar size yaşınız, evlilik durumunuz, çocuğunuzun olup olmadığı, çalışıp çalışmadığınız gibi bilgileri soracaklar. Sonrasında size haklarınızın ne olduğunu anlatacak ve neler yapabileceğinizi aktaracaklar. Darp raporu nasıl alınır, uzaklaştırma nasıl çıkartılır, avukat nasıl tutulur, maddi imkânınız yoksa baroların ücretsiz hukuki desteğinden nasıl yararlanırsınız, sığınağa geçiş nasıl sağlanır, bu ve bunun gibi birçok prosedürü size anlatarak bilgilendirme sağlayacaklar.

“5-6 dakikada ulaştığımız evler oldu”

Bazı durumlarda kadınlar ölüm tehlikesini hissedene kadar yardım talep edemeyebiliyorlar. Bu çok doğal bir durum ve bu raddeye kadar yardım talep etmemiş olmak asla utanılması gereken bir şey değil. Eğer şiddete uğrayan kişi sizseniz ya da şiddete uğrayan birinin yanındaysanız, şiddet anında aradığınızda da acil yardım imkânı var. Aradığınızda tek yapmanız gerek adınızı, şehrinizi ve adresinizi vermeniz. Psikologlar acilen Emniyete bağlanarak olay yerine araç gönderilmesini sağlıyorlar. Canan Güllü “5-6 dakikada ulaştığımız evler oldu” diyerek anlatıyor bu ivedi müdahale vakalarını.

Barolar Birliği, Aile Bakanlığı, Emniyet ve Jandarma ile ortak çalışıyoruz”

Genel olarak kadına şiddet vakalarındaki sonuçsuzluktan ötürü Emniyete karşı bir güvensizlik var hepimizde. Elbette birçok kadının Emniyete gittikten sonra “kendi aranızda çözün” cevabını alarak evine dönmek zorunda kaldığını ya da çantasında uzaklaştırma kararıyla katledilmiş kadınların vakalarını biliyoruz, bu vakalar sisteme olan inancımızı düşürüyor. Ancak Canan Güllü ile konuştuğumda Acil Yardım Hattı olarak Emniyet ve Jandarma ile çok yakın çalıştıklarını ve Emniyetin hat aracılığıyla gelen her vakayla öncelikli olarak ilgilendiğini anlattı. Acil Yardım Hattı şiddet gören bir kadının evinden ayrılabilmesi için takip etmesi gereken süreçte bir aracı rolünü oynuyor diyebiliriz aslında. Örneğin bir şiddet vakasında önce Emniyeti arayarak eve ekip gönderilmesini sağlıyorlar, ardından Aile Bakanlığını arayarak o ilin müdürlüğünden bir psikoloğun Emniyetle birlikte eve gönderilmesini sağlayabiliyorlar. Bu psikolog sayesinde kadının ifade verme süreci kolaylaşabiliyor. Baro Kadın Komisyonunu arayarak ve davanın bilgilerini baro ile paylaşarak şiddet gören kadının davasına o ildeki barodan ya da bir dernekten ücretsiz avukat atanmasını sağlıyorlar. Canan Güllü’nün belirttiğine göre tüm davalarda savunmalar Türkiye’nin imzalamış olduğu İstanbul Sözleşmesi’ne dayanıyor.

Evden ayrılma süreci

Şiddet vakalarında sürecin en hassas noktalarından biri kadının şiddet gördüğü evden ayrılması. Bilhassa ekonomik özgürlüğünüz yoksa bu süreç sizin için çok daha zor olabiliyor. Bu noktada ilk ihtiyaç kadınları güvenli bir sığınağa yerleştirmek oluyor. Aile Bakanlığı ile ortak çalışarak bu süreç yönetiliyor. Kadınlar dilerlerse yalnız, dilerlerse çocuklarıyla birlikte sığınaklarda kalabiliyorlar. Fakat elbette bu konuda kadınların da çok dikkatli olması gerekiyor; çünkü sığınakların yeri gizli olmasına rağmen, bazen ifşa olma ihtimali olabiliyor ve şiddet uygulayan erkekler bu sığınakların etrafında gezinerek kadınlarla tekrardan irtibat kurmaya çalışabiliyor. Burada en önemli noktalardan birinin kadınların telefon numarası değiştirirken kendi isimleri üzerine numara almaması olduğunu söylüyor Canan Güllü. Yakınlarını ararken de telefonlarını gizlemenin bir yöntem olduğunu aktarıyor. Çünkü şiddet uygulayan erkek bu telefon numarasına eriştiğinde kadını arayabiliyor ya da telefon operatörlerine giderek kadınların adres bilgilerine erişebiliyorlar.

“Kadınların iş bulmasına yardımcı oluyoruz”

Adım adım ilerleyen bir süreçten bahsediyoruz burada. Önce güvenlik güçleri ve psikolog desteğiyle şiddet uygulayan erkekten ve şiddet uygulanan evden ayrılma süreci yaşanıyor. Bu ayrılık gerçekleştikten sonra ya sığınağa ya da güvenilir bir tanıdığın yanına yerleşiyor kadınlar. Bir yandan psikolojik destek devam ederken, bir yandan da hukuki süreç başlıyor. Tüm bunlar hattın ekip çalışması yürütmesi sayesinde oluyor ve tamamen ücretsiz bir destek. Fakat kadınların kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için ekonomik gelire ihtiyaçları var elbette. Bu noktada da Aile İçi Şiddet Hattı ekibi özel sektörden birçok farklı firmayla anlaşmalı oldukları için, bu firmalarda iş olanağı sağlayabiliyor kadınlara. Bu arada anlaşmalı olunan bu firmalarda aynı zamanda şiddet üzerine eğitimler veriliyor. Erkek şiddetinin sınıfı yok, eğer o şirkette çalışan bir kadın şiddete uğrayıp hattı aramış ise, bu aramalar raporlanıyor ve şirketlere isimsiz olarak bildiriliyor. Böylece işverenler şiddete maruz kalmış kişinin ismini bilmeseler de, kendi firmalarında çalışan ve şiddet gören kadınların varlığından haberdar olabiliyorlar, eğitimleri bu bilginin ışığında düzenliyorlar.

Aile içi şiddete maruz kalan gençler için olasılıklar neler?

Şahsen benim en çok merak ettiğim kısım buydu; çünkü bizzat konuştuğum lise ve üniversite öğrencisi genç kadınlar var ve ekonomik olarak babalarına bağlı oldukları için hem evden ayrılamıyor, hem annelerine uygulanan şiddete tanık oluyor, hem de bazen kendileri de şiddete maruz kalıyorlar. Canan Güllü bu genç kadınların da hattı aramalarını öneriyor. Hattı arayan kadınların durumu hem Aile Bakanlığına hem de okullarındaki rehber öğretmenlere bildiriliyor; ancak korkmanıza gerek yok çünkü aramayı sizin yaptığınız gizli tutuluyor. Evden anneniz ile birlikte ayrılıp sığınağa yerleşebilir; açılacak dava sonucu babanızdan alacağınız nafaka ile ekonomik destek alabilirsiniz. Henüz lise ve üniversite yurtları ile yapılmış bir anlaşma olmadığından şu an için tek olasılık sığınak ama Canan Güllü gelecekte yurtlar ile de anlaşma yapmak istediklerini ve burs talebinde bulunacaklarını belirtti. Bu genç kadınlar için çok güvenli bir kaçış olanağı olacaktır.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu hattın bilinirliliğini ve kullanımı arttırmak için var gücüyle çalışıyor. Eğer şiddete uğruyor veya uğrayan birini tanıyorsanız hattı arayarak siz de destek alabilirsiniz.

(Bu yazı 02/07/2017 tarihinde T24‘de yayınlanmıştır.)

Advertisements

Darbe girişimine karşı direnişe çıkan kadınlar anlatıyor

31/07/2016

15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişimi ve sonrasındaki kaos ortamı hepimizi derinden etkiledi ve kaygılandırdı. O gece yaşananları uzaktan izleyen bir kadın olarak, mücadele, savaş ve kaosun olduğu ortamlarda erkeklerin kendilerinde meşru hak olarak gördükleri eril şiddetin kadınlar üzerinde nasıl etki bırakacağı konusunda kaygılandım günlerce. Sonra sokaklarda kadınların da olduğunu öğrendim.

Tankların karşısına geçmiş, canı pahasına dimdik ayakta duran kadınları gördüm. Ben darbe girişimi gecesi Türkiye’de olsaydım, değil sokağa çıkmak, korkudan yatağımın altından dahi çıkamazdım. Bu kadınların cesareti, canları pahasına sokağa dökülmesi beni hem utandırdı, hem de umutlandırdı. Sokaklara dökülen bu kadınlardan ikisine ulaştım. Laikliği savunan, ateist bir feminist olduğum için benim röportajımda yer almak istemezler sanmıştım. Oysa görüşlerimiz, inançlarımız veya inançsızlığımız farklı olsa da kadınlığımız üzerinde birleştiğimiz cevabını aldım.

27 yaşındaki Esra Gümüş ve 28 yaşındaki Nebiye Arı darbe girişiminden sonra İstanbul’da sokaklara çıkmış Müslüman kadınlardan. Yaşananları tanklardan, silahlardan, siyasetçilerden, analizcilerden ve en çok da erkeklerden bolca dinledik. Biraz da sokağa çıkmış kadınlardan dinleyelim mi?

1. 15 Temmuz gecesi sokağa çıkma motivasyonunuz neydi? Darbe sizin için neyi ifade ediyor?

Esra: 15 Temmuz gecesi ailece oturmuş sohbet ediyorduk, sonra sosyal medyada herkesin paylaştığı, askerlerin köprüyü kapattığı o fotoğrafı gördük. Televizyonu açtığımızda darbe yapıldığı söyleniyordu. O an kalbimin yerinden çıkacak gibi olduğunu hissettim. Hep televizyonlarda darbenin nasıl olduğunu izlemiş; yakınlarımızdan dinlemiştik. Darbe kelimesini duymak bile hepimizde aynı şok etkisini yarattı. O an her şeyin bittiğini, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşündüm. İşkenceler, yasaklar, ölümler geçti gözümün önünden. Hiç düşünmeden hepimiz sokağa fırladık. Sokağa çıkarken geri dönmeyeceğimizin, nasip olursa şehit olabileceğimizin farkındaydık ama olsun; “yeter ki vatan sağ olsundu!” Bizi sokağa çıkaran düşünce buydu.

Nebiye: Biz 16 Temmuz’da öğlen çıktık evden.  Önce Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne sonra da İBB, Saraçhane bölgesinde çatışmaların olduğu yerlere gittik. Neler olduğunu görmek ve 15 Temmuz şehitleri için gıyabi cenaze namazına katılmak istedik. Açıkçası sokağa çıkma motivasyonum halkın darbeye karşı cesur mücadelesinde yer alabilmek idi. Darbe benim için silahlı güçlerin devleti gayri meşru yollarla elde etmesi anlamına geliyor. Siyasi görüşleri farklı bir sürü insanın hapishanelere kapatılması veya öldürülmesi, gözaltında kaybı anlamına geliyor. Yıllarca hüküm sürecek baskıcı darbe anayasası anlamına geliyor.

2.Nebiye, meydanlara çıkarken “darbeye karşı yaşasın toplumsal barış” pankartı taşıdınız, bu çok değerli, neden o pankart?

Nebiye: Ben ve arkadaşlarım bu darbeden önce de Kürt bölgelerindeki OHAL uygulamalarına karşı barıştan yana saf tutuyorduk. Kürt bölgelerinde katliam yapan ve savaş hukukunun dışına çıkan askerlerin çoğunun bu darbe girişimine dâhil olduğunu görmüş olduk. Kürt bölgelerinde yürütülen savaş hâli darbecilere cesaret ve güç veren bir ortam oluşturmuş olsa gerek ki, oradan aldıkları güç ile birçok insanımızın ölümüne sebep olacak darbe girişiminde bulundular. Biz de buradan yola çıkıp “darbeye ve savaşa hayır” diyerek Türkiye’de yaşayan halklar için toplumsal barış umudunu hatırlatmak istedik. Toplumsal kamplaşma bir takım siyasi faaliyetlerde işlevsel rol oynadığı için körükleniyor olabilir yalnız bunun ülkenin geleceği için kötü bir yatırım olduğu gerçeği görmezden geliniyor. Biz ya bir arada barış içerisinde yaşayacağız ya da bu kamplaşmanın ağır sonuçları ile yüzleşmeye devam edeceğiz.

3. Dışarıdan gözlemlediğimiz sokağa çıkan halkın çoğunluğunun erkek ağırlıklı olduğuydu. Sonra sizin gibi direnen kadınlar olduğunu da gördük. Sokaktaki kadın temsiliyeti nasıldı? Bir kadın olarak bu direnişin içinde kendinizi nasıl hissettiniz?

Esra: O gece kadınların cesaretini gösteren bir durumdan bahsedeyim size. Sokağa çıktığımızda kalabalık yeni yeni toplanıyordu ve o saatlerde hâlâ Cumhurbaşkanımızdan haber yoktu. Sonrasında Cumhurbaşkanının havaalanına geldiğini öğrenince havaalanına yürümeye başladık; ama uzaktaydık. İçinde bulunduğum gruptan bazıları “dönsek mi, oraya varamayız” gibi serzenişte bulununca biz kadınlar karşı çıktık. O an hep birilikte şunu haykırdık gruba: “Ölmek var, dönmek yok bu yolda!” Bunun üzerine birkaç erkeğin şunu ifade ettiğini duydum: “Kadınlar bizden daha cesaretli çıktılar. Haydi arkadaşlar gevşemek yok!” Tıpkı erkekler gibi kadınlar da o gece sokakta, ellerinde bayrak, dillerinde tekbirle darbeye karşı olduklarını haykırdılar. Hepimiz o an hem gururlu hem endişeli ama kararlıydık. Vatan savunmasındaydık, canımız pahasına da olsa onlara ülkeyi teslim etmeyecektik. O gece bizim için ya varoluş ya da yok oluş gecesiydi. Biz kadınlar sonraki akşamlar da meydanlara çıkmaya devam ettik. Şunu tüm kalbimle söyleyebilirim ki o gün herkes; yaşlı, genç, çocuk, kadın, Türk, Kürt, sağcı, solcu hepsi tek yürek olmuş darbeye karşı durdular; canlarını düşünmediler, vatanı düşündüler. Tabii ki böyle bir tabloda yer almak gurur verdi bana.

Nebiye: İlk günden itibaren sokaklarda kadınlar olduğunu gördüm. Zaten 15 Temmuz’da tanklara karşı mücadele ederken hayatını kaybeden kadınlar olduğunu da gördük. Her toplumsal olayda olduğu gibi erkeklerin katılım oranı kadınlara göre elbette daha fazlaydı. Ama meydanların genelinde erkek yoğunluklu eylemler demek bence gerçek görüntüden ve mücadeleden uzaklaştıracak çok nicel bir değerlendirme olur. Eylemlerde bir kadın olarak kendimi diğer eylemlerden farklı hissetmedim açıkçası. Benim için ilginç olan herkesin polisle fotoğraf çektirmesi, akrep ve TOMA’ların arkamızdan gelmiyor oluşuydu.

4. Ellerinde sopalarla, bıçaklarla, silahlarla dışarı çıkan erkekler de vardı, bu erkeklerden, doğabilecek provokasyonlardan ve çatışma anlarından korkmadınız mı? Size cesaret veren neydi?

Esra: Ellerinde sopa olan insanlar o sopaları tanklara, bombalara karşı kullanmak için almışlardı, oradaki insanlara karşı değil. Madden bir sopanın bir tanka üstün gelemeyeceğinin o insanlar da bilincindeydi; ancak iman gücünün üstünde hiçbir gücün olmadığının da farkında olduklarından o darbecilere karşı savaştılar. Biz kadınlar bunun bilincinde olduğumuzdan hiç korkmadık hatta aksine o ellerinde taş, sopa olanların sayesinde kendimizi güvende hissettik.

Nebiye: 16 Temmuz ve sonraki günler sopalı, silahlı beyler ben görmedim açıkçası.  Ama evimize gelen silah sesleri bizi ara ara korkuttu. 15 Temmuz gecesi evimizin üzerinden yakın uçuş ile geçen jetler ve oluşturdukları sonic patlamalar bizim için sarsıcı oldu. Galiba jet seslerinden sonra dışarıdaki erkekler pek de korkutucu gelmedi. Alanlarda öyle bir şey görmedikten sonra suni korkular ile de kendimizi eve kapatmak oldukça saçma olurdu.

5. Medyadan bazı askerlerin linç edildiğini gözlemledik. Savaş, çatışma ve kaosun olduğu dönemlerde erkek şiddeti artıyor. Bu ortamdan faydalanarak kadına şiddeti ve tacizi meşru gören erkekler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunu engellemek için nasıl bir yol izlemek gerekiyor?

Esra: Maalesef malum medya halkın askeri linç ettiği, boğazını kestiği gibi yalan haberler yapmakta. Halk teslim olan askerleri bağrına basmıştır, nitekim çoğu askerin darbe yaptıklarından haberi bile yoktu. Oradaki her insan askerin de polisin de bizim evladımız olduğunun farkındaydı. Asker bizim gururumuzdur, onurumuzdur. O gün halk kendisine ateş eden, bomba yağdıran, üstüne tank süren darbecilere karşı durmuştur. Bunun adı linç değil, meşru müdafaadır. Böylesi kaos ortamından faydalanıp kadına taciz, şiddet uygulayan insanları şiddetle kınıyor ve bu insanların en ağır cezalara çarptırılması gerektiğine inanıyorum. Ancak bahsettiğimiz bu durum şu süreçte kesinlikle yaşanmadı. Meydanlarda bırakın kadına şiddet uygulamayı aksine kadınlara zarar gelmesin diye kendilerini siper edip kadınları korumaya çalışan onlarca erkek vardı. Canları pahasına hiç tanımadıkları kadınları korudular.

Nebiye: Türkiye’de yaşayan kadınlar olarak zaten sürekli taciz ve şiddet tehlikesi ile karşı karşıyayız. Her gün kadınlar şiddet görüyor, öldürülüyor, tacize, tecavüze uğruyor ve bununla yaşamaya çalışıyoruz. Kadının sadece erkeğe hizmet ve fedakârlık için yaratıldığını düşünen erkek aklı, tacizi ve şiddeti de bu akıl ile kendisi için kolaylaştırıyor. Bir kadını istediği şekilde modern göremeyen erkek de, istediği şekilde muhafazakâr göremeyen erkek de aslında anlayışına yani modernliğine veya dindarlığına ters bir şekilde o kadını taciz etme yoluna gidiyor. Hepsi için geçerli olmasa da bu bir nevi kendi eksikliğini, taciz ve şiddetle hâkimiyet kurarak giderme isteğinden geliyor. Özellikle darbe karşıtı gösteriler devam ederken birkaç kadından göstericiler tarafından taciz edildiği hikâyeler duyduk, okuduk. Ama yine de kadınlar geceleri de, meydanları, parkları ve camileri bu tacizcilere bırakıp saklanmayacak, talepleri ve yumrukları ile alanlarda olmaya devam edecekler. Bunu engellemenin yolu yine kadınların ve erkeklerin bu zihniyet ile mücadelesinde yatıyor.

6. Kalıp yargılarla tanımlamak istemiyorum ama anlaşılması kolay olması açısından şöyle soracağım; Türkiye’de “Müslüman/geleneksel” kadınlar ile “laik/modern” kadınlar arasındaki uçurum giderek büyüyor. Müslüman bir kadın olarak bunu nasıl gözlemliyorsunuz? Kadın hareketinin din, dil, ırk, politik görüş gibi kimliklere bölünmeden ortak hareket edebileceğine inanıyor musunuz?

Esra: Ben ülkemin kadınlarını mozaik taşlarına benzetirim. Farklı renkler gökkuşağını oluştururlar. Herkesten aynı olmasını, aynı şeyleri düşünmesini, aynı şekilde yaşamasını bekleyemeyiz. Ben insanların inandıkları ve istedikleri gibi yaşamaları gerektiğine inanıyorum. İnançlı bir insan dinini istediği gibi yaşayabilmeli ve bundan dolayı yasaklarla karşılaşmamalı; aynı şekilde modern ve laik kesim ya da inanmayan kesim de istediği gibi yaşayabilmeli. İsteyen mini eteğini giyebilmeli, isteyen başörtüsünü takabilmeli. Bu farklılık bir uçurum değil bir birleştirici güç olmalı. Biz farklılıklarımızla güzeliz. Herkes birbirini olduğu gibi kabul ettiği ve hoşgörüden taviz vermediği sürece kişinin dininin, dilinin, siyasi görüşünün bir önemi olmadığı kanısındayım. Bu şekilde ortak hareket edebilir, büyük bir güç olabiliriz ki bunun en güzel örneğini 15 Temmuz gecesi ve müteakip gecelerde hep birlikte gördük.

Nebiye: Ben ve çevremdeki arkadaşlarım, politik olarak birlikte yol yürüdüğüm yoldaşlarım toplumsal kutuplaşmada taraf olmayı reddedip, bunu kırmak isteyen insanlar olduk genelde. Bu bazen oldukça zorlayıcı olsa da bunun hayırlı sonuçlarını da yer yer gördük. Biz bunu reddediyor olsak da böyle bir uçurumun gerçekliğinden bihaber olmamamız mümkün değil. Türkiye’deki kadın hareketi de birçok noktada birbirinden ayrılıyor ve bu elbette din, ırk ve sınıfsal farklardan ötürü gerçekleşiyor. Ve elbette iktidarın makbul kadını olmadığı sürece yıpratılan, parmakla gösterilip hedef haline getirilen bir kadın figürü var. Bu ötekine saygısızlık hâli toplumdaki kadınların arasındaki uçurumu genişleten korkunç bir duruma da tekabül ediyor. Kadınların ortak hareket edebileceğine dair idealist bir tahayyüle sahibim; fakat biraz daha gerçekçi baktığımız zaman, yakın zamanda gerçekleşme ihtimalinin olmadığını düşünüyorum. Ama umut her zaman mücadeleyi diri tutmanın birincil şartıdır. Çünkü bir yandan bu toplumsal kutuplaşmaya aldırmadan bir araya gelen kadınlar olduğunu ve birlikte iş yaptığımızı biliyorum. Mesela “Barış için Kadın Girişimi” bu umut verici alanlardan sadece biri.

(Bu röportaj 31/07/2016’da T24‘de yayınlanmıştır.)